1
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
49
Okunma

Rest çekiyorum ölüme, yaşamı bütün çıplaklığıyla ortaya koyarak
Saatin zembereğinde intihar eden akrebi çiğneyip
Sardunyaları kanatan ince yağmuru
Yüzümün çukurunda biriktirerek.
Gölgeleri söküyorum duvarlardan, kentin paslı çivilerine inat
Dudaklarımda çürümüş bir şarkının suskunluğu
Kaldırım taşlarına sinmiş ayak izlerimi
Kan terlemiş gecenin koynunda yıkayarak
Yıldızları koparıp atıyorum gecenin uzun, siyah saçlarından
Hayatın çırılçıplak, ürkütücü ve buz gibi soğuk tenini
Kendi bedenime sararak,
Meydan okuyorum karanlığa, yaşamın gırtlağına iki elimle sarılarak
Boğuyorum sükûneti çığlıklarımın nehrinde
Güneşin doğmayı unuttuğu sabahları kundaklayıp
Kirpiklerime asılmış ağır hezimetleri
Birer birer dipsiz kuyulara bırakarak
Deviriyorum putlarını aklın ve mantığın mabedinde
Zihnimi kemiren sinsi ve açgözlü farelerini
Ayak bileklerime dolanan paslı zincirleri
Hürriyet’e ket vuran prangaları kanatarak
Yırtıyorum göğsümdeki yas tutmuş kafesi
İçimde çırpınan kanadı kırık kuşları azat edip
Nefesimi kesen dumanlı, zehirli havayı
Ciğerlerime bıçak gibi, son kez çekerek
Kırıyorum kalemini yazgımın kör yargıcının
Bana sunulan uysal, minnettar kabullenişi
Avuçlarımda kanayan cam kırığı hayalleri
Gerçeğin soğuk, nasırlı yüzüne sürerek
Döküyorum şarabını kutsanmış sahte ayinlerin
İtaatin, lezzetli; uyuşturan tatlı şerbetini
Bana diz çöktürmek isteyen kibirli gölgeleri
Kendi karanlığımın devasa boşluğunda yutarak
Çiğniyorum riyakâr dudaklardan dökülen yeminleri
Kanunu kendi yazan muktedirlerin kanlı tahtını
Gözyaşıyla sulanmış, boynu bükük erdemleri
Yaralı bir kurdun son nefesindeki hınçla ezip geçerek
Soyunuyorum sırtıma giydirilmiş ağır kimliklerden
Adımın baş harfine gizlenmiş bütün beklentileri
Tenime zımbalanmış iğreti, yalan aidiyetleri
Çırılçıplak bir hiçliğin uçurumundan aşağı atlayarak
Susturuyorum çanlarını suçluluk kiliselerinin
Kulağıma fısıldanan günahkâr, sinsi ninnilerinde
Boynuma ilmek gibi geçirilen pişmanlıkları
Vicdanımın dar ağacında sallandırarak
Kusuyorum zehrini damarlarıma zerk edilen nizamın
Bizi hizaya sokan adavetin kamçılarında
Sırtımda şaklayan tanıdık, arsız acıyı
İsyanımın keskin şarabıyla yıkayarak
Aşıyorum duvarlarını zihnime inşa edilmiş korkuların
Geceleri uykumu bölen karanlık hezeyanları
Alnıma silah gibi dayanan çaresizliği
Kendi cesaretimin çelik zırhına vurdurarak
Donduruyorum zamanın nabzını bileklerimde
Geçmişin yakama yapışan çamurlu ellerini
Pişmanlık diye yutturulan ucuz gözyaşlarını
Nefretimin buzullarında sonsuza dek hapsederek
Söküyorum yıldızları zifiri karanlık gökten
Gölgelere mahkum eden zalim felekten
Azat ediyorum, bedenimi ağır gelen kemikten, etten
Susuyor yalan, susuyor zaman, susuyor can!
Kimse arkamdan süslü ağıtlar, yalan ormanlar dizmesin,
Bir bardak demli çay, bir dal tütün kokusu yeter bana
Gölgem bile ardım sıra sürüklenip beni izlemesin
Kimse acımasın, ağlamasın üzerime
Rest çekiyorum ölüme, ölümüne...
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.