0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
16
Okunma
Hayat dedikleri şey, bir göz kırpışının
Karanlıkla aydınlık arasında açıp kapadığı
O ince kapıdır belki.
Bir kirpiğin ömrü kadar sürer bazen insan.
Göz kapağın iner, çocukluğun geçer.
Kalkar, saçlarına kar yağmıştır.
Bir nefes alırsın.
Ciğerlerine dolan hava değil, bütün geçmişindir.
Annenin sesi, babanın suskunluğu,
ilk düşüşün,
ilk kalkışın,
ilk kez adını söyleyen bir yabancının kalbinde bıraktığın iz...
Hepsi bir nefeslik mesafededir.
Biz, sonsuzluğu planlayan faniler, yarını düşünürüz.
Yarını.
Daha yarını.
Daha da yarını...
Sanki zaman, önümüzde uzanan bir yolmuş gibi.
Oysa zaman yol değildir.
Zaman, avuçlarımızın arasından kaçan sudur.
İçtikçe eksilen, tutmaya çalıştıkça kaybolan.
Bir gün gelir, ayağını yerden kesen bir çift göz görürsün.
Kalbin, kaburgalarına sığmayan bir kuş sürüsüne dönüşür.
Göğsünün içinde yüzlerce kanat aynı anda çırpar.
İşte hayat, belki de o andır.
Ne öncesi vardır, ne sonrası.
Sadece bir yıldırım gibi karanlığı yaran o tek an.
Ama sen yine de dönüp saate bakarsın.
Takvime bakarsın.
Geleceğe bakarsın.
Kaçırırsın.
En çok yaşarken ıskalar yaşamayı.
Bahar gelir.
Kiraz ağaçları gökyüzüne beyaz mektuplar yazar.
Biz, açan çiçeklere değil, gelecek kışın odun hesabına bakarız.
Kış gelir.
Camlar buz tutar.
Biz, soğuğun şiirini değil, gelecek baharın hayalini kurarız.
Hep başka bir mevsimde yaşarız.
Bulunduğumuz mevsimin yetimiyizdir.
Gözlerinden bir damla yaş düşer bazen.
Yanağında ilerleyen küçücük bir nehir.
Dünyanın bütün acıları o damlanın içinde yüzer.
Sonra kurur.
Sonra yok olur.
Sonra kimse bilmez bir insanın içinde hangi kıyametin yaşandığını.
Çünkü gözyaşı, toprağa düşen yıldız tozu gibidir.
Parlar.
Kaybolur.
Geriye sadece sessizlik kalır.
Biz ise sofralar kurarız.
Ekmek böleriz.
Su içeriz.
Bir zeytinin içindeki güneşi fark etmeyiz.
Bir buğday tanesinin kaç mevsimden geçerek geldiğini düşünmeyiz.
Her lokmada bir ömrün saklı olduğunu bilmeyiz.
Yeriz.
İçeriz.
Koşarız.
Bekleriz.
Erteleriz.
Fark etmeyiz hayatı.
Hayat, gelecekte bizi bekleyen büyük bir mucize değildir.
Hayat, şu an dudaklarının kenarında unutulmuş bir tebessümdür.
Şu an pencereden içeri giren ışıktır.
Şu an kalbinin attığını duyduğun sessizliktir.
Şu an.
Tam da şu an.
Çünkü ölüm geldiğinde, senden yıllarını istemeyecek.
Takvimlerini istemeyecek.
Planlarını,
hesaplarını, yarınlarını istemeyecek.
Bir göz kırpışı kadar kısa.
Bir yıldızın sönüşü kadar sessiz.
Bir nefes kadar yakın.
Ve sonsuzluk kadar kıymetli olduğunu...
28.12.2013
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.