0
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
52
Okunma

Taş evlerin gölgesinde bekleyen akşamdı,
üzüm, güneşten öğrendi sabretmeyi.
Bir Süryani ihtiyar,
ellerini toprağa sürüp
“Şarap, üzümün değil, zamanın duasıdır,” dedi.
Ben o duayı içtim.
Dilimde Mardin’in kireci,
gözlerimde bin yıllık kiliselerin çanı.
Her yudumda
Aramice bir kelime uyandı içimde;
anlamını bilmediğim,
ama yüreğimin ezberlediği bir kelime…
Süryani şarabı,
sarhoş etmez insanı;
insanın içinde yıllardır ayakta duran
yalnızlığı konuşturur.
Gece uzadıkça
Mezopotamya, Fırat’ın omzuna yaslandı.
Ay, eski bir rahip gibi
sessizce kutsadı bağları.
Toprak, ölenlerin isimlerini fısıldadı rüzgâra.
Ben sustum.
Çünkü bazı acılar
kadehle değil,
ataların gölgesiyle içilir.
Sabah olduğunda
kupkuru dudaklarımda
üzüm değil, tarih kalmıştı.
Ve anladım ki;
Bir halkı yok etmek isteyenler,
önce onun dilini susturur,
sonra türküsünü…
Ama hiçbir güç,
bir kadeh Süryani şarabında saklanan
bin yıllık hafızayı öldüremez.
Çünkü bazı şaraplar üzümden değil,
dirençten yapılır.
Bazı halklar ise
yenilerek değil,
hatırlayarak yaşar.
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.