Nergis çiçeği kokardı ellerin anne.. Şimdi ayak tozunda cennetin izleri.. Boğazımda kalu belâdan kalma bir tokmak.. Nasıl da bir süngüyle susturdular ecdâdı?? Asılı kaldı tozlu raflarda.. Bir yetimin feryadı..
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Günün seçkisi bu güzel şiiri ve kıymetli şairemizi canı gönülden kutluyorum.👏👏👏 Zalimle savaşmak sadece göğüs göğüse çarpışmak değil silahtan daha etkili olan kalemle vurmak ya da mazlumları uyandırmakla da etkili bir taktiktir. Yüreğinize sağlık hocam, kaleminiz kavi duygunuz daim olsun.Selam ve saygılarımla.
Bir yandan güne gelen bu enfes şiiri ve kıymetli şairini kutlayıp alkışlarken, diğer yandan Srebrenitsa şehitlerine rahmet niyazımız daim olsun, Yeryüzünde bütün mazlumların âhının ve öcünün alınacağı gün'e doğru koşan dünyada müstakîm duruşumuz olması niyazıyla saygılar sunuyorum Üstadem. Kalemine yüreğine sağlık.
En çok annelerin yüreğini ezdi geçti bu katliam, Allah tekrar yaşatmasın, vahşetin nereye kadar yükselebildiğini gördük. Duyarlı yüreğinizi kutlarım, sevgiler selam ile
Artemis (Ölüm) Çiçeği, Kaç çığlık sardın gövdene? Kaç masum gözyaşıyla kurumuş toprağı suladın, boy verdin yeryüzüne, Kaç inanmış, günahsız çocuğun duasıyla toprağı susturup can buldun? Mavi kelebekleri çağırdın bu büyük uyanışa... O narin kanatlarına öyle bir haber yükledin ki, sessiz feryatları tüm insanlığa duyurdun. İnsanlığın, Birleşmiş Milletler’in sahte vaatlerine güvenerek sığındığı o "güvenli" bölgede yaşanan vahşeti dünyaya haykırmaya yemin ettin. Her bir yaprağında feryat eden bir anne duası, Her bir mavi kelebek kanadında bir şehidin silinmez izi var: Srebrenitsa... Türk varlığını yeryüzünden silmeye and içmiş, medeniyet maskesi takmış o tek dişi kalmış canavarın affedilmez katliamını, sen kazıdın insanlığın hafızasına!
Bu zulmü ve insanlık dışı dramı bu güzel şiirle yüreğe kazıyan kaleminizi tebrik ederim çokça sevgimle şairem 💫👏🏻🌸💐 Ruhları şad olsun
elif.kurt tarafından 12.7.2026 01:46:18 zamanında düzenlenmiştir.
Hah nihayet eli ayağı düzgün bir şiiri koydular tepeye.Gayet özgün benzetmeler ajitasyona kaçmadan Bosna zulmünü duru,vakur bir o kadar hisli anlatmışsınız.Semolizm vede realizm ile bezeli satırlar."duvara çakılan bebek" realist bakışla vahşetin tasviri iken "düşte saklanmak" sembolizm.Kolay beğenmeyen olarak takdirlerimi gönderiyorum.
unutmamak unutturmamak adına 2024 te konuyla alakalı yazdığım bir çalışmamı bırakayım yoruma. ..................................................... Hepimiz yakın ya da uzak çevremizden çeşitli iletişim kanalları vasıtasıyla haberler alıyor; bir şeyleri görüyoruz, duyuyoruz, etkileniyoruz . Yaşanılan acı dolu olayları o an derinlemesine hissetsek de aradan yıllar geçtiğinde hafızamızdan yavaş yavaş siliniyor, unutmaya başlıyoruz. Belki de gerçek anlamda iliklerine kadar bire bir hissetmek için o duygunun asıl kaynağına ulaşmak gerekiyor. Ateş düştüğü yeri yakar derler ya! İşte, tam da şimdi ateşin düştüğü o ''yer'' de bulunmaktayım .Boğazımda düğümlenen sözcüklerin çözülüp çıkmak için bile kendine hacim bulamadığı yerde. Yıl 2024... Aylardan Aralık...
Balkanlardaki soğuk hava tabakasının içinde titreye titreye yanıyor, kavruluyorum. Burası Srebrenitsa. Etrafımda binlerce mezar, tam karşımda ise toplu katliamın yapıldığı akü fabrikası var. ....
Bosna Hükümeti'nin yeni kurulduğu zamanlarda sadece yedi bin askerleri varken ve henüz herkese bir silah temin edilmemişken Sırplar, Büyük Sırbistanı kurma hayalleriyle yanıp tutuşuyor, Bosnayı parçalamak istiyorlardı. Yugoslav Ordusunun da desteğini alarak iç savaşı başlattılar. tamamen sivillere yönelik halkı hedef alan bir savaşın daha doğrusu korkunç bir katliamın kulaklara mimlenmesi gereken cümlesidir bu:
''Savaş esnasında hayatta kalmak istiyorsanız askere gitmelisiniz. Çünkü sivil olarak hayatta kalma şansınız çok daha az!..''
Düşünebiliyor musunuz? Boşnaklar, Sırplara güvendiği için böyle bir acı yaşadılar. Komşuydu onlar. Elli yıldır birlikte yaşıyorlardı. Karışık evlilikler yapmışlardı. Birbirlerinden kız alıp vermişlerdi. Bu evlilikten doğan çocukların kimisi kendini Sırp gibi, kimisi de kendini Boşnak gibi hissediyordu. Birlikte doğum günlerini, yıl başlarını, özel günleri kutluyorlardı. İnanılır gibi değil... Bir sabah komşunuz evinize geliyor ve tüm ailenizi tarıyor. İşte bu savaş komşuluğu tamamen bitirdi. Çünkü komşu, komşuyu vurdu!..
Şimdi aileler gencecik kızlarını, oğullarını her an savaşa hazır duruma getirmek için hafta sonları boş bir araziye götürüp silah kullanmayı öğretiyorlar, talim yaptırıyorlar. Ve hatta evlenecek olanların çeyizlerine tabanca koyuyorlar. Aynı şeyi Sırplar da yapıyorlar.
Bosna sokaklarında dolaşırken belki öncesinde fark etmeden üstüne basıp geçtiğim, sonrasında birçok yerde dikkatimi çeken delik deşik olmuş kıpkırmızı zeminler...Evet. Savaş bitti. Buralara düşen bombaların, atılan kurşunların, katledilen masum insanların izleri duruyor hâlâ. Acılarını hiçbir zaman unutmadı Boşnaklar. Her On Bir Temmuz'da Srebrenitsa katliamının yıl dönümünün yaşandığı zamanlar, bu delik deşik izleri de unutturmamak adına her sene kırmızı mürekkeple boyuyorlar. ''Bosna Gülleri'' diyorlar bu izlerin adına.
Yugoslavya'nın dağılımında iç savaşlar esnasında Bosnada ve diğer cumhuriyetlerde toplam üç yüz bin kişi öldürüldü. Bunlardan iki yüz bini Boşnaklardan, yüz bini ise Hırvat ve Sırplardan oluşuyordu. Savaş esnasında öldürülen en küçük çocuk hatta çocuk demek yanlış olur üç aylık bir bebekti. Öldürülen en yaşlı insan ise doksan iki yaşında bir kadındı. Öldürülen diyorum ya bir anda yok edilmek, varlığın fazla acı çekmeden anında, ya da saniyeler dakikalar içinde ortadan kaldırılması olayı değildi bu. Çünkü bunlar havan topuyla ya da kurşunlarla öldürülmüş değillerdi. Sırplar, bıçak kullanıyorlardı. Bu bölgeleri boşaltmaları için onları tehdit ediyor, üzerinde baskı yaratıyor, korkutuyor, ellerini ayaklarını keserek işkenceler ediyorlardı. Ne acı ki savaş esnasında yirmi bin kadına tecavüz edildi. Bu tecavüzlerden dünyaya gelen çocukların kimisi, anneleri tarafından canlı canlı gömülmek zorunda kaldılar. Kimisi de Bosna'nın birçok yerinde kurulan kimsesiz çocuklar yurduna bırakıldılar. Yıl, iki bin yirmi dört! Bu kadınların bir çoğu şu an yurt dışında yaşıyor ve halen aralarında psikolojik tedavi görenler var.
Aliye İzzetbegoviç ölmeden önce Bosna'yı Türklere emanet ediyorum demiş. Bu yüzden ki Türkiye'deki yetkililer Bosna'ya çok farklı bir gözle bakıyorlar. Yıllar önce Ahmet Davutoğlu ve Recep Tayyip Erdoğan bu topraklara gelmiş. İkisinin de söylediği sözler aşağı yukarı aynıymış: ''Bosna bizim bir parçamızdır. Bosnaya saldırmış olan bize saldırmış olacaktır.'' Türkiye'den gelen yetkililer Boşnakların biraz daha rahat nefes almasını sağlarken, Sırpları ise kızdırmış oldular. Yirmi yirmi beş yıldır bölgede Türk askerleri bulunuyor. Sokaklarda dolaşırken Türk bayrağı taşıyan cipler görüyorum. Mehmetçiklerin sayesinde burada da kendimi güvende hissediyorum. Bosnada ise şu an her şey sakin bir şekilde yoluna devam ediyor.
"Günün şiiri seçilen muhteşem eserinizi yürekten kutlarım! 👏 Bu harika birinciliği bir gülle taçlandırıyorum. 🌹 Kaleminiz dert görmesin, başarılarınız her daim olsun."
olağanüstü güzellikte bir çalışma günün şiiri olması son derece yerinde ve uygun bir değerlendirme dolayısıyla tebrik ediyorum günün şiirini ve şairini başarı dileklerimle ve selam saygıyla...
Her zaman ki gibi kendi tarzınızda;; Gönlünüze gelen ilhamınızı, yazan kaleminiz dert görmesin, bizlerde okuduk beğendik, daha nice şiirlerde buluşmak dileğimle sağlıcakla kalın...
Aynı anda birbirimizin sayfasındaymışız çok ilginç değil mi? Yürek sesiniz çok güzel ve bir o kadar da kederli... Ah çocuklarımız, dilsiz bir ağıt gibiydi şiir...
Şirin içinde vicdan konuşuyor, acı konuşuyor, çaresizlik konuşuyor, , teselli konuşuyor,, ölüm konuşuyor, tarihin küllenmeye bırakılmış acılarının üzerine eğilen bir el gibi uzanıyor. Şair, yalnız kendi gözyaşını anlatmıyor; annesini kaybeden bütün çocukların, yurdunu kaybeden bütün mazlumların ve sesi kısık bütün masumların yerine ağlıyor.
Gerçek şair, başkasının acısını kendi kalbinde taşıyabilen insandır.
insanlığın kaybettiği merhametin adıdır. Kerbelâ, Ve Srebrenitsa ve daha adı zikredilmeyen nicelerin mahşeri aynı cümlede buluşurken tarih acının tek ve değişmeyen yüzüne dönüşüyor
Burası Srebrenitsa.. Burası Kerbela.. Burası mahşer... nidalarıı edebî bir tekrar olmanın ötesinde, vicdanı uyandırmak için çalınan bir çandır. Okuyan kişinin kulağına değil, kalbine vuran bir çandır bu. Bugün dünyanın en büyük yoksulluği başkasının acısını hissedebilen kalplerin eksilmesidir. Kendine bir kahramanlık payesi biçmeyen, mazlumun yüküne omuz vermeye çalışan bir yürek sesi bu.
Sizin gibi iyi yürekli, vicdan sahibi ve merhameti hayatının merkezine koyan insanlar hep var olsun.
Zulmün karşısında susmayan, mazlumun gözyaşını kendi gözyaşı bilen, hiç tanımadığı insanların acısını bile yüreğinde hissedebilen insanlar, insanlığın tükenmeyen umududur.
Sizi yürekten tebrik ediyor, bu güzel yüreğinizi gönülden selamlıyorum..
Srebrenitsa trajedisini, anne özlemini ve o derin acıyı tarihi imgelerle çok sarsıcı işlemişsiniz. Dizeleri seçtiğiniz Yalnızlık Senfonisi eşliğinde okumak, kelimelerin hüznünü ve ağırlığını çok daha derinden hissettirdi. Fikrim Derya Hanım, bu anlamlı ve kıymetli eseriniz için teşekkürler, kaleminize ve yüreğinize sağlık.
Mavi Kelebeklerin Hüznü: Şiirde geçen "mavi kelebek" imgesi, toplu mezarların bulunmasını sağlayan o acı gerçeğe dokunarak şiirin tarihi yükünü daha ilk dizelerde en derinden hissettiriyor. Çocuğun sapan taşlarının alınması ve masum hayallerin kuşluk vakti vurulması, zulmün ne kadar acımasız olduğunu çok dürüst ve çıplak bir dille yüzümüze vuruyor. Mahşer ve Kerbelâ Ortaklığı: Acının büyüklüğünü "Burası mahşer! Burası Kerbelâ!" nidasıyla tarihteki en büyük mazlumluklarla bir tutması, Srebrenitsa'da yaşanan trajedinin derinliğini ve o anki çaresizliği çok güçlü özetlemiş. Geciken Ebabiller ve İsyan: Şiirin sonundaki "Geç kaldı ebabiller / Ebrehe’ye kaldı meydan" sitemi, dünyanın ve özellikle İslam aleminin bu zulme karşı sessiz kalışına tokat gibi inen vakur, öfkeli ama bir o kadar da mağrur bir uyandırma çığlığıyla son buluyor.
Değerli yorumunuz beni onore etti üstât.Çok teşekkür ederim.Bu tarz içten yapılan değerli yorumlar bizler için gerçekten de oldukça önemli.Selam ve saygılarımla
Değerli yorumunuz beni onore etti üstât.Çok teşekkür ederim.Bu tarz içten yapılan değerli yorumlar bizler için gerçekten de oldukça önemli.Selam ve saygılarımla
an’ne! SREBRENİTSA‘Da utandı in’san’lık zamanın yanlış ibresini hatmedilmiş dua rüzgarına salmışlar, uykunun dem vaktini ayaz soluklar işgal etmiş... d e k o l t e Bir ağırlık bu, un ufak ediyor çelimsiz gölgemi.
çöller ve sular.! anne andı dünya hini andı kavrulan taktim kavrulan tarih isimsiz susuzlukların yanık bağrına a k ı y o r. v e hüner’siz yalnızlıkları giyinmişiz kemik acılarımıza, saatler nü sekmesi bir an.ne! çocuk sesleri yitik
kısa ömürlü düşlermiş meğer tek azığımız. yüreği ağzında çocuklar göçmüş viran hanemizden, ah tabutlar ne küçükmüş tabutlar ne küçük yürekler ne büyükmüş Yürekler ne büyük.. yazık küçüldükçe- k ü ç ü l m ü ş ü z.. küçüldükçe—küçülmüş..
Bizi toprağa gömdüler ama tohum olduğumuzu bilmiyorlar dı Ve herşey bittiğinde hatırlayacağımız şey düşmanlarımızın sesi değil dostlarımızın sessizliğidir ALİYA İZZETBEGOVİÇ
Bu soy kırımı kınıyoruz Ey soykırıma sessiz kalmış devletler artık suçunuzu kabuk edin Biz uyandık artık bu zulmü duyuran sessiz kalmayan yüreğinize sağlık kaleminiz daim sevgililer bırakıyorum sayfanıza 🌹🌹🌹 Burası SREBRENİTSA
Çok teşekkür ederim değerli arkadaşım.Beğenmeniz beni çok mutlu etti.Evet maalesef geçmişimizde kanayan bir yara olarak kalacak bu soykırım.Saygı ve selamlarımla.
Çok teşekkür ederim değerli arkadaşım.Beğenmeniz beni çok mutlu etti.Evet maalesef geçmişimizde kanayan bir yara olarak kalacak bu soykırım.Saygı ve selamlarımla.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.