0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
61
Okunma
Kimsenin kaderine taş atmadım ben,
Herkes kendi gecesinin içinde başka türlü üşüyordu.
Yalnızca kendi yaralarıma eğildim,
Bir kuşun kırık kanadına bakar gibi, sessiz ve uzun.
Sonra içime çekildim, eski bir evin kullanılmayan odası gibi.
Duvarlarımda yılların gölgeleri vardı,
Penceremde yarım kalmış mevsimler.
Konuşsaydım, sözcüklerim
Yabancı bir dil gibi düşecekti kulaklara.
Sustum...
İnsanlar sustuğum yere boyun eğiş adını verdiler.
Oysa hayat, yağmurdan ağır bir hüzün taşır çoğu zaman.
Günler, kurşuni bulutlar gibi geçer insanın üstünden.
Ama bazen… Ansızın bir ışık düşer ruhuna,
Bir gülüş, bir bakış, bir akşam rüzgârı…
Zaman durur. Saatler unutur dönmeyi.
Dünya, bir anlığına, kalbin attığı yere kadar küçülür.
Sen çıkmasaydın karşıma,
Aynı sokaklarda yürüyüp duracaktım belki,
Aynı gökyüzüne bakıp hiçbir şey görmeden.
Bir denizin kıyısında yaşayıp
Suyun sesini hiç duymamış biri gibi.
Sen öğrettin bana;
İnsanın içinde ikinci bir hayat olduğunu,
Aynalara sığmayan bir ruh taşıdığını.
Şimdi bazı insanları öldürüyorum gerçekten,
İsimlerini değil, izlerini siliyorum.
Bir sonbahar rüzgârının kurumuş yaprakları savurması gibi.
Unutmak, bazen toprağın merhametidir;
Acıyan yerlerin üstünü örter.
Ölümü düşünmek değil beni yaşatan;
Ufukta duran o ihtimalin
Omuzlarımdan aldığı ağırlık.
Bir kuşun açık gökyüzünü bilmesi gibi,
Ben de özgürlüğün varlığını bilerek
Bir gün daha dayanıyorum hayata.
Ama en çok da şunu isterdim,
Bir nehir gibi ağlayabilmeyi.
Kelimeler yerine gözyaşlarımla konuşmayı.
Çünkü bazı acılar vardır, dile geldiğinde eksilir;
Gözlerden aktığında ise nihayet anlaşılır.
Belki bir gün, sessizliğimde sakladığım bütün mevsimler çiçek açacak.
O zaman kimseye kendimi anlatmayacağım.
Çünkü beni anlayanlar çoktan kalbimin kıyısına ulaşmış olacak
05.06.2026
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.