0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
30
Okunma
Kırgınlığını sevdim...
O ince, keskin bıçak gibi saplanan,
Yıllar geçtikçe paslanan
Ama hiç çıkmayan.
Umutsuzluğunu sevdim...
Gri bir sis gibi çöken,
Güneşi yutan,
Rengi solduran,
Sabahları bile geceye çeviren
O ağır perdeyi.
İmkânsızlığını sevdim...
Yıldızlara uzanan
Ama bir türlü yetişemeyen eller gibi,
Denizin ötesinde kaybolan ufuk gibi,
Dudaklarımda yarım kalan
Keşkeler gibi.
Hasretini sevdim...
Göğsümde yanan kor ateş,
Gece yarısı yastığı ıslatan sıcak yaşlar,
Rüzgârda duyduğum hayalet sesin.
Özlemini sevdim...
O derin,
Kemiklerime işleyen sızı,
Sokaklarda seni arayan gözlerim,
Her kalabalıkta yalnızlaşan ruhum.
Senin bana değer vermeyişini sevdim...
Soğuk bir sonbahar yağmuru gibi yağan,
Üzerimi ıslatan,
İçime işleyen
O kayıtsız bakışları.
Unutuşunu sevdim...
Bir anda silinen isim gibi,
Eski fotoğraflarda solan gülümseme gibi.
Boş verişini sevdim...
Omuz silkmen,
Arkana bile bakmaman,
Yüreğimi ayaklarının altında ezerken ki
O umursamazlığın.
Öksüz kalmış sevdanı sevdim...
Kimsesiz bir çocuk gibi
Köşe başlarında ağlayan,
Elleri üşümüş,
Gözleri korku dolu,
Kimsenin duymadığı feryatlarla içimi dolduran.
Sevda dedikleri buydu belki...
Acıyı bağrına basmak,
Yokluğu yorgan yapmak,
Her gece adını kanla yazmak duvarlara.
Acıyı kucaklamak,
Onunla dans etmek loş odalarda,
Onunla uyumak,
Onunla uyanmak,
Onunla nefes almak.
Gittiğin yerde kal,
Korkusuz ol.
Aklından bile geçirme beni.
Gözlerin başka diyarlarda,
Başka dudaklarda dursun.
Özleme beni…
Sesimi rüzgârda arama,
Bir daha hiç duyma.
Adımı bir dua gibi mırıldanma.
Madem gittin, bu son olsun.
Madem gittin,
Bıraktığın son acı olsun...
En derininden,
En kanlısından,
Yüreğimin en kuytu köşesine
Kazınmış olsun.
Sen gittin diye durmadım.
Yokluğunla büyüdüm ben...
Kırık kaburgalarımın arasından ışıklar fışkırdı,
Yaralarım çiçek açtı,
Acılarım kök saldı.
Her “neden” sorusunda seni gördüm,
Her “ya eğer” de
Gölgenle sarmaş dolaş oldum.
Artık yokluğun bir parçam oldu...
Damarımda akan kan gibi,
Göğsümde atan ikinci bir kalp gibi.
Geceleri hâlâ adını fısıldıyorum evrene,
Ama artık yakmak için değil…
Anlamak için.
Neden bu kadar çok sevdiğimi,
Neden ayrılık bu kadar yakıcı,
Neden insan kalbinin en büyük gücü acısı olduğunu
Öğrenmek için.
Dönme!
Dönersen eğer,
Karşılaşırız belki bir gün,
İki eski yaralı ağaç gibi.
Ben daha geniş gövdeli, daha derin köklü,
Sen hâlâ kendi fırtınanda savrulan.
Gülümserim uzaktan,
Ama kapımı açmam.
Çünkü artık içimde sonsuz bir nehir var,
O nehir seni çoktan denize,
Çoktan unutuşa taşıdı.
Gittiğin yerde kal.
Ben burada, kendi yokluğumun sarayında,
Kendi acımın tahtında, kendi sevgimin ateşinde
Daha güçlü,
Daha derin,
Daha diri devam edeceğim.
Çünkü bazı vedalar bitiş değildir...
Onlar yeniden doğuştur.
Ben, bu acının karanlık toprağında
Kendimden yepyeni bir evren doğurdum.
Sen orada kal…
Ben burada, yıldızlara bakarak,
Gözyaşlarımı silerek,
Seni sevmeye,
Seni bırakmaya,
En sonunda kendimi bulmaya Devam edeceğim…
Sonsuza dek.
11.05.2011
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.