1
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
81
Okunma
Şiirin hikayesi, aslında çoğumuzun hayatında fark etmeden yaptığı o büyük hatanın üzerine kurulu. İnsanın, içinde binbir güzellik barındıran umudu bir kenara itip, neden bile isteye karamsarlığa, yani o "siyah"a tutunduğunu sorguluyor.
Temelde bir kıyaslama yatıyor: Bir yanda dağda açan çiçek ve doğanın yeşili gibi canlı, saf bir yaşam arzusu var; diğer yanda ise insanın çöl sıcağında kuruyup giden o alışkanlıkları, yani mutsuzluğu bir zırh gibi kuşanması.
Hikaye şu noktada düğümleniyor: İnsan, umutsuzluğu bir defa huy edindiğinde, o artık bir acı olmaktan çıkıp sıradan bir "alışkanlık" halini alıyor. Şiir, bu alışkanlığın insan yüzündeki tebessümü nasıl örttüğünü anlatırken, aslında bir uyarıda bulunuyor: Siyah, yani o karamsarlık, insanın doğasına, ruhuna hiç mi hiç yakışmıyor.
YAKIŞMAZ
Umudun bin bir rengi olsa,
Hep yeşili seçerdi.
Dağda açan o nazlı çiçek,
Çölde kuruyan kahverengiden gayrı.
Yeşilimsi düşünceler sarar içimi,
Bütün büyü, tüm ihtişam yeşildeyken;
İnsan neden ısrarla siyahı yakasına takar?
Vazgeçemez de ondan.
Bir alışkanlıktır, tebessümü örter,
Acıtmıyordur artık, bilirsin ki;
Umutsuzluk dediğin şey,
Kimseye yakışmaz.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.