0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
42
Okunma
Bir derviş yürürdü sessiz gecede,
Ay ışığı düşmüş yüzünün çizgisine.
Başını kaldırıp göklere baktı,
Bir sır gizlenmişti yıldız dizisine.
Dedi ki göğe:
"Ey sonsuzluğun mavi deryası,
Kaç âşık geçti bağrından bu yana?
Kaç dua yükseldi kanatlarında,
Kaç gözyaşı ulaştı Yar’ın kapısına?"
Gök cevap verdi esen bir rüzgârla:
"Ey aşk yolunun yorgun yolcusu,
Ben nice gönüllerin ahını taşıdım,
Nice dervişlerin yakarışını duydum.
Ama senin gönlündeki sevda başka..."
Derviş sustu, kalbi konuştu sonra:
"Ben ne yıldız isterim ne de ayın nurunu,
Ben yalnız O’nun bir tebessümünü ararım.
Yolum uzun, yüküm ağır olsa da,
Aşkın gölgesinde dinlenir canım."
Gök eğildi sanki yeryüzüne doğru,
Yıldızlar secdeye durmuş gibiydi.
Bir an için zaman durdu,
Sessizlik bile zikre durmuştu.
Ve gök dedi:
"Ey derviş, sen beni seyrediyorsun sanırsın,
Oysa ben senin gönlünü seyrediyorum.
Çünkü aşk ile yanan bir kalp,
Bin yıldızdan daha parlaktır."
Derviş gözlerini kapadı usulca,
Bir damla yaş düştü toprağın bağrına.
Yer ve gök o an bir sırda birleşti,
Kulun duası yükseldi semanın kapılarına.
O gece ne derviş uyudu ne gök,
Biri aşkı anlattı, biri dinledi.
Ve sabah olurken ufkun kızıllığında,
Gök dervişe, derviş de Yar’a emanet edildi.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.