0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
20
Okunma
Ben, beni bulmaya geldiğim bu dünyada
seni aradım…
Adını bilmeden,
yüzünü görmeden,
hangi şehirde, hangi zamanda olduğunu bilmeden
seni aradım.
Çocukluğumun tozlu yollarında,
annemin dualarında,
babamın suskunluğunda,
gecenin en karanlık saatlerinde
bir ışık gibi seni aradım.
Kendime giden bütün yollar
nedense sana çıkıyordu.
Ben aynaya baktığımda
bir adam görüyordum,
ama gözlerinin içinde
yıllardır kayıp bir çocuk ağlıyordu.
O çocuk,
“Beni bul,” diyordu.
Ben de dünyayı dolaştım
kendimi bulmak için.
Dağları aştım,
denizleri geçtim,
şehirlerin ışıklarına kandım,
kalabalıkların içinde kayboldum.
Nice insan tanıdım,
nice sevda sandım,
nice “işte bu” dedim.
Sonra her defasında
bir kapının önünde yalnız kaldım.
Meğer ben kapı aramıyormuşum…
Meğer ben
bir kalbin anahtarını arıyormuşum.
Ve o anahtar
senmişsin.
---
Ben seni
güneş doğarken aradım,
gece herkes uyurken aradım.
Bir trenin uzak düdüğünde,
yağmurun cama vuran sesinde,
bir sokak lambasının altında
tek başıma yürürken aradım.
Bazen bir şarkının içinde buldum seni,
bazen sustuğum yerde.
Bazen bir şiirin son dizesinde,
bazen gözlerimden düşen
tek bir damla yaşta.
Sen yoktun belki yanımda,
ama her şey seni anlatıyordu.
Rüzgâr seni söylüyordu,
deniz seni söylüyordu,
gökyüzü seni söylüyordu.
Ben duymayı bilmiyordum.
Çünkü insan bazen
en çok aradığı şeyi
kendi korkularının gürültüsünde kaybediyor.
---
Ey benim yarım kalan tarafım…
Nerelerdeydin?
Ben seni ararken
kaç mevsim eskittim?
Kaç bahar geçti içimden
çiçek açamadan?
Kaç sonbahar
yapraklarını kalbimin üzerine döktü?
Kaç kış
üşüttü içimde sakladığım umutları?
Kaç gece
başımı yastığa koyup
“Belki yarın…” dedim?
Ve kaç sabah
aynı yalnızlıkla uyandım?
Ben yine de vazgeçmedim.
Çünkü içimde bir ses vardı.
Sessiz,
ama inatçı…
“Aramaya devam et,” diyordu.
“Bir yerde seni bekleyen
bir kalp var.”
---
Sonra sen geldin.
Bir mucize gibi değil…
Daha sessiz.
Bir sabahın ilk ışığı gibi,
kimse fark etmeden
karanlığın içinden süzülerek geldin.
Ve ben seni görünce
dünyanın bütün gürültüsü sustu.
İlk defa
kendimi anlatmak zorunda kalmadım.
İlk defa
yaralarımı saklamadım.
İlk defa
güçlü görünmek için
gülümsemedim.
Çünkü sen
gözlerime bakıp
içimdeki yorgun adamı gördün.
Ben sana geçmişimi anlattım,
sen beni geçmişimle yargılamadın.
Ben sana korkularımı anlattım,
sen korkularımdan korkmadın.
Ben sana
“Ben biraz kırığım,” dedim.
Sen,
“Ben de kırık yerlerinden tutarım,”
der gibi baktın.
İşte o an anladım…
Sevgi,
bir insanın kusursuzluğunu sevmek değilmiş.
Sevgi,
onun kırık yerlerine dokunurken
ellerini incitmemekmiş.
---
Ben seni
bir ömür aramışım.
Oysa sen
belki de hep
kalbimin bir köşesinde bekliyormuşsun.
Ben uzaklara bakmışım,
sen içimdeymişsin.
Ben dünyayı dolaşmışım,
sen ruhumun en eski sokağında
beni bekliyormuşsun.
Ben kendimi bulmaya çalışırken
sana rastlamışım.
Şimdi anlıyorum…
İnsan bazen kendisini
başkasının gözlerinde buluyor.
Bir çift göz
ona “Sen değerlisin,” dediğinde
yıllardır içinde ölen bir çocuk
yeniden ayağa kalkıyor.
Bir el
“Buradayım,” dediğinde
dünyanın bütün yalnızlıkları
bir anda susuyor.
Bir ses
“Gitme,” dediğinde
insan ilk defa
bir yere ait olduğunu hissediyor.
---
Ama hayat kolay değildi.
Bizi sınadı.
Geceler koydu önümüze.
Uzaklıklar koydu.
Sessizlikler koydu.
Kırgınlıklar koydu.
Bazen birbirimize
bir adım kadar yakınken
bir ömür kadar uzak kaldık.
Bazen aynı gökyüzünün altında
iki ayrı yalnızlık olduk.
Bazen gurur konuştu,
biz sustuk.
Bazen korkular konuştu,
biz birbirimizi duyamadık.
Ama sevda…
Sevda hiç susmadı.
Çünkü gerçek olan
kaybolmazdı.
Sadece bazen
sessizliğe çekilirdi.
---
Ey sen…
Eğer bir gün
beni bulamazsan
sakın gökyüzüne bakıp
“Kayboldu,” deme.
Ben belki bir şiirin içinde
seni bekliyor olurum.
Bir şarkının nakaratında,
bir yağmur damlasında,
eski bir fotoğrafın köşesinde,
bir kahvenin soğuyan köpüğünde
adını saklıyor olurum.
Belki bir gece
şehir uyurken
pencerene vuran rüzgâr olurum.
Ve sen
bir an durup
“Bir şey geçti içimden,” dersin.
İşte o benim.
Çünkü bazı insanlar
yanında olmasa bile
insanın içinde yaşamaya devam eder.
---
Ben seni
sevmek için değil sadece,
seninle kendimi bulmak için aradım.
Ama seni bulunca
kendimden vazgeçmedim.
Tam tersine…
Sen bana
kendime dönmeyi öğrettin.
Bana
yıkıldığım yerden kalkmayı,
yaralandığım yerden güçlenmeyi,
kaybettiğim yerde yeniden başlamayı öğrettin.
Ve ben artık biliyorum:
Hayat,
insanın hiç düşmemesi değilmiş.
Hayat,
düştüğünde
elini uzatacak birini bulabilmekmiş.
---
Ben, beni bulmaya geldiğim bu dünyada
seni aradım.
Belki de kaderin en güzel oyunu buydu.
Ben kendimi ararken
sana çıktım.
Seni ararken
kendime vardım.
Şimdi önümde
uzun bir yol var.
Ne kadarını yürürüz bilmiyorum.
Kaç bahar görürüz,
kaç kış geçiririz,
kaç kez güler,
kaç kez ağlarız bilmiyorum.
Ama bir şeyi biliyorum:
Eğer yolun sonunda
sen varsın diyeceksem,
ben bu yolu yürürüm.
Dağ varsa aşarım.
Deniz varsa geçerim.
Gece varsa sabahı beklerim.
Dünya karşıma dikilirse
yine yürürüm.
Çünkü bazı sevdalar
kolay olduğu için değil,
uğruna savaşmaya değdiği için büyüktür.
---
Ben seni
kalbimin en sessiz yerinde sevdim.
Kimsenin bilmediği,
kimsenin görmediği,
kimsenin dokunamadığı yerde.
Öyle bir yerde ki…
Orada çocukluğum var.
Orada yaralarım var.
Orada dualarım var.
Orada kaybettiklerim var.
Orada bütün suskunluklarım var.
Ve sen…
Bütün o karanlığın içinde
yakılmış bir kandil gibisin.
Ben sana baktığımda
geçmişimin acısını değil,
geleceğin ihtimalini görüyorum.
---
Belki bu dünya
bizi hep sınayacak.
Belki yollarımız
bazen ayrılacak.
Belki zaman
yüzlerimize çizgiler çizecek.
Saçlarımıza aklar düşecek.
Ellerimiz eskisi kadar güçlü olmayacak.
Ama eğer kalbimiz
ilk günkü gibi birbirini tanıyorsa…
Varsın zaman geçsin.
Varsın dünya değişsin.
Varsın şehirler yıkılıp
yenileri kurulsun.
Varsın gökyüzünün altında
binlerce hikâye başlayıp bitsin.
Bizim hikâyemiz
bir yerlerde yaşamaya devam etsin.
Çünkü ben seni
bir güne sığdırmadım.
Ben seni
bir ömre yazdım.
---
Ve bir gün…
Bu dünyanın bütün gürültüsü bittiğinde,
şehirlerin ışıkları söndüğünde,
insanların isimleri
yavaş yavaş unutulduğunda,
geriye sadece
yaşanmışlıklarımız kaldığında…
Ben yine sana diyeceğim:
“Ben seni aradım.”
Sen de bana
belki gülümseyerek soracaksın:
“Nerelerdeydin?”
Ben diyeceğim ki:
“Dünyanın her yerinde…”
Sonra biraz susup
gözlerine bakacağım.
“Meğer senin olduğun yerdeymişim.”
---
Çünkü ben…
Ben, beni bulmaya geldiğim bu dünyada
seni aradım.
Kendimi kaybettiğim yerde
seni buldum.
Yalnızlığımın ortasında
sesini duydum.
Karanlığımın içinde
gözlerini gördüm.
Ve şimdi biliyorum:
İnsan bazen
kendini bulmak için
bir başkasının kalbine yürür.
Benim yolum sana çıktı.
Benim duam sana çıktı.
Benim şiirim sana çıktı.
Benim bütün suskunluklarım
senin adını söyledi.
Ve eğer bana
“Hayatında en çok neyi aradın?”
diye sorarlarsa,
tek bir cümlem olacak:
“Ben, beni bulmaya geldiğim bu dünyada
seni aradım…
Seni bulduğum gün de
kendimi buldum.”
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.