2
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
38
Okunma
Sırtımızı döndüğümüz duvarlar bile öne doğru eğilirken,
Hangi ağacın gölgesine emanet edeceğiz şimdi bu yorgun gövdemizi?
"Güven" diyorlar,
Eski bir kitabın sayfaları arasında kurumuş,
Dokunsan un ufak olacak bir çiçek ismi gibi şimdi.
Kelimeler o kadar hafifledi ki,
Kimse altına girip de bir sözün yükünü taşımak istemiyor artık.
Yüzler maskeli, gülüşler dünden kalma bir prova,
Gözler, hep bir sonraki hamlenin pususunda.
Bir zamanlar kapı arkasına sürgü vurulmazdı bu topraklarda,
Şimdi kalplerin kapısına çelik zırhlar dövüyoruz.
Kime baksan bir savunma mekanizması,
Kime dokunsan bir "acaba" fısıltısı.
Güven mi kaldı Allah aşkına?
Kuyusunu kazdığı insana sarılanların çağındayız.
Dostluklar, bir menfaatin bitiş çizgisine kadar koşan atlar gibi;
Nefesi tükenen, ilk virajda bırakılıyor tek başına.
Aşklar dersen;
Bir ekran kaydına, bir anlık öfkeye feda ediliyor,
Yılların emeği, tek bir kelimeyle hiç ediliyor.
Herkes birbirinin kurdu olmuş da,
Kuzu taklidi yapan bir çobanın peşinden gidiyor insanlık.
İçimizdeki o saf çocuk çoktan terk etti şehri.
O çocuk ki, uzatılan her eli tutar,
Her söze inanır, her gözün içine bulutsuz bakardı.
Şimdi büyüdük;
Büyüdükçe kuşku denilen o zehirli sarmaşık sardı her yanımızı.
Bir adım atarken arkamıza bakmaktan,
Yorulduk, inan ki çok yorulduk.
Kimse kimsenin kuyusu olmasın derken,
Kendimizi o kuyuların derinliğinde bulduk.
Şimdi soruyorum göğe, kuşlara, kaldırım taşlarına:
İnsanın insana sığınak olduğu o eski rüya nerede?
Güven mi kaldı?
Herkes bir parça kopardı ondan,
Geriye sadece, adı her geçtiğinde içimizi sızlatan
Büyük ve dipsiz bir boşluk kaldı.
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.