1
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
103
Okunma
İçimde biriken o eski nehirler gibi,
Sessizce akmayı öğrendim ben.
Kimseye naz edip küsemem artık,
Buna ne vaktim var, ne de takatim.
Kırgınlık dediğin, taşınması ağır bir yük,
Bıraktım onu bir yol ağzında,
Yürüyorum şimdi yükümden hafif, gölgemden emin.
Çünkü naz etmek, inanmaktır bir bakıma;
"Sesimi duyan var, sitemimi anlayan var" demektir.
Oysa ben, sessizliğin o uçsuz bucaksız bozkırında,
Kendi sesimin yankısıyla büyüttüm bu ömrü.
Bir çocuk hevesiyle küsüp bir köşeye çekilmek,
Sonra birinin gelip elimden tutmasını beklemek...
Geçti o fasıllar, kapandı o sayfalar.
Şimdi ne bir sitem saklarım heybemde,
Ne de bir beklentinin gölgesini düşürürüm kapıma.
Biri kırsa da kalbimi, incitse de canımı,
Eğilir, dökülen parçaları kendim toplarım.
Ne kimseye hesap sorarım eyvallahımdan öte,
Ne de bir başkasının aynasında ararım kendimi.
Hayat dediğin akıp giden bir su,
Taşlara çarpa çarpa durulurmuş insan.
Ben de duruldum işte, kendi yatağımda.
Bir bulut gibi geçiyorum insanların göğünden;
Ne gölge ediyorum, ne yağmur bekliyorum.
Küsmek, bir bağ kurmaktır hâlâ kopamayan,
Ben o bağları çoktan çözdüm, serbest bıraktım.
Varsın herkes kendi yolunun rüzgarıyla gitsin,
Ben kendi içimin sükunetinde kalayım.
Kimseye naz edip küsemem bundan sonra;
Gelen baş üstüne, giden kendi izinde...
Ben sadece izliyorum şimdi,
Kendi omzumun güveninde, kendi kalbimin hizasında.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.