1
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
37
Okunma
Kimi, erişilmez bir dağın sisine sarar adını,
kimiyse mağduriyetin yırtık pelerinini geçirir omzuna.
Sanırlar ki alkış, gerçeğin yerine geçer,
sanırlar ki kalabalıklar, vicdanın eksikliğini örter.
Oysa açgözlülük,
altın varakla kaplanmış bir uçurumdur.
Dışarıdan saray görünür,
içinde yankılanan yalnızca doymazlığın sesidir.
Ulaşamadığı her kapıya kin bırakır bazıları,
erişemediği her insanı suçlu ilan eder.
Kendi karanlığını başkalarının alnına sürmeye çalışır,
çamuru göğe fırlatınca yıldızların kirleneceğini sanır.
Fakat adalet,
acele etmeyen bir nehirdir.
Dağları delerek gelir,
taşları aşındırarak gelir,
sessiz gelir ama mutlaka gelir.
Çünkü hakikat,
gömüldüğü her toprağın altında filiz veren bir tohumdur.
Üzerine yalan yağsa da büyür,
iftira yağmurları yağsa da büyür,
bir gün başını çıkarır ve güneşe kendi adını söyler.
İnsanlardan saklanmak kolaydır,
aynadan saklanmak zordur.
Ve en ağır mahkeme,
gecenin sessizliğinde insanın kendi gözlerine verdiği hesaptır.
Bir gün düşecektir maskeler.
Sahte yüzler, sahte hikâyeler, sahte gözyaşları.
Hepsi rüzgârın önündeki kuru yapraklar gibi savrulacaktır.
O gün kimse söylediği yalan kadar güçlü olmayacak,
kimse kurduğu oyun kadar büyük görünmeyecek.
Çünkü hakikat geç kalabilir,
ama yolunu asla kaybetmez.
Ve insanlar ibretle fısıldayacak.
Bir ömür sahte görünerek yaşadı,
bir anlık gerçekle yıkıldı.
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.