0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
35
Okunma

bu bir son söz değil.
çünkü bazı hikayelerin sonu olmaz.
sadece insan bir yerde yazmayı bırakır.
kalem durur,
kağıt biter,
gece uzar.
ama içerde bir şey devam eder.
sessizce.
inatla.
kendine küçük yollar açarak.
ben seni bitiremedim belki.
ama aynı yerden kanamayı biraz öğrendim.
hangi saatlerde daha çok acıdığını,
hangi şarkıların dokunulmaması gerektiğini,
hangi sokaklardan geçerken içimi sıkı tutmam gerektiğini.
insan zamanla kendi yarasının coğrafyasını çıkarıyor.
şurası tehlikeli diyor.
burada eski bir mayın var.
burada bir bakış patlar.
burada bir koku insanı çocukluğuna savurur.
ben içimin haritasını ezberledim.
ama bu beni kurtarmadı.
sadece daha dikkatli yaralanmayı öğretti.
bu bir son söz değil.
sana da değil belki.
kendime yazılmış uzun bir tutanak.
şurada sevdi.
şurada kırıldı.
şurada sustu.
şurada bekledi.
şurada kimse gelmedi.
şurada yine de ölmedi.
ölmemek bazen başarı sayılır mı?
bence sayılır.
çünkü bazı geceler vardır,
insan sabaha sadece nefes alarak ulaşır.
hiçbir kahramanlık yoktur.
hiçbir büyük dönüşüm.
sadece yatakta dönüp duran bir beden,
tavana bakan iki göz,
içinde düşüp duran bir isim.
ben çok sabaha böyle ulaştım.
kimse bilmedi.
bilmesin de.
çünkü herkesin kendi içinde
kimseye göstermediği savaşları var.
benim savaşım sessizdi.
kurşun sesi yoktu.
ama çok şey öldü.
heveslerim öldü.
bazı inançlarım öldü.
kolay güvenen yanım öldü.
birinin “kalacağım” demesine
çocuk gibi sevinen tarafım öldü.
ama garip olan şu:
ben tamamen ölmedim.
içimde hala
çok küçük bir yer
hayata doğru dönük duruyor.
bunu bazen sevmiyorum.
çünkü yaşamak da sorumluluk.
kalkmak,
yemek yemek,
yüzünü yıkamak,
bir mesaja cevap vermek,
bir sonraki güne geçmek.
insan kırılmışken bunlar bile ağır.
ama o küçük yer vazgeçmiyor.
belki insanın içindeki Allah vergisi inat budur.
belki annesinden kalan bir dua.
belki çocukluğunun ölmemek için sakladığı son oyuncak.
bilmiyorum.
ama var.
bu bir son söz değil.
sana dön demiyorum artık.
çünkü dönsen bile
biz aynı yere dönemeyiz.
bunu kabul etmek en çok acıtan şeylerden biri oldu.
insan birinin dönmesini beklerken
aslında zamanın da geri döneceğini sanıyor.
oysa kimse aynı kapıdan
aynı insan olarak girmiyor.
sen değiştin.
ben değiştim.
o eski masa bile eskidi.
belki bir gün karşılaşırız.
bir sokakta.
bir kalabalığın içinde.
sen beni görürsün.
ben seni.
birkaç saniye dünya eski haline dönecek gibi olur.
sonra herkes kendi yoluna gider.
ben eve dönerim.
çay koyarım.
belki ellerim titremez.
belki titrer.
bilmiyorum.
ama o gün sana içimden şunu derim:
ben seni çok taşıdım.
çok yoruldum.
çok kırıldım.
ama bak,
hala buradayım.
bu cümle sana değil aslında.
kendime.
çünkü insan bazen en büyük cevabı
onu terk edene değil,
terk edildikten sonra ayakta kalan haline verir.
ben ayakta kaldım.
tam değil.
sağlam değil.
ama kaldım.
bazı acılar insanın namusudur.
bunu ilk söylediğimde
sadece acıyı anlatıyordum.
şimdi biraz daha anlıyorum:
namus dediğin şey,
insanın kendi içindeki hakikate ihanet etmemesi.
ben sevdim.
kırıldım.
eksildim.
ama yaşadığım şeyi inkar etmedim.
kendime yalan söylemedim.
bu da bir tür onur belki.
geçmedi.
belki geçmeyecek.
ama ben artık sadece geçmesini beklemiyorum.
onunla birlikte yürümeyi,
bazen durmayı,
bazen susmayı,
bazen de kendime rağmen devam etmeyi öğreniyorum.
bu bir son söz değil.
ama şimdilik burada duruyorum.
çünkü bazı cümleler daha fazla uzarsa
yeniden yara olur.
ve ben artık
her yarayı şiir sanmak istemiyorum.
bazı acılar insanın namusudur.
evet.
ama bazı sabahlar da insanın kendine borcudur.
ben şimdi
o borcu ödemeye gidiyorum.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.