1
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
74
Okunma
Pantolonlar yırtılırdı diz kenarlarından,
şehir, yoksulluğu sürerdi çocukların yüzüne.
Ağır yükler altında bükülürdü bedenler,
ama hiçbir baba
“yoruldum” demezdi geceye.
Sorumluluk omuzlarda çiçek açardı,
her çiçeğin içinde bir arı uğuldardı sanki.
Ekmek kokusu karışırdı ter kokusuna,
hayat, nasırlı avuçlarda taşınırdı.
Afacan çocuklar dönerdi etrafında dünyanın,
bir kahkaha, bir ekmek kadar değerli olurdu bazen.
Serçe parmak kopsa da,
avuç içleri çatlayıp kanasa da,
merdiven basamakları
adım adım götürürdü insanı
bir lokma rızka.
Melemen sıcaklığı vururdu yüzüne sabahların,
teneke çatılardan umut sızardı sofralara.
Bir gülümseme doğardı ansızın,
ve bütün yoksulluk
bir çayın buğusunda unutulurdu kısa süreliğine.
Nisalar dillere destan yazardı,
erkekler susardı çoğu zaman.
Çünkü er meydanı dediğin şey
yumruk değil,
yüreği ayakta tutabilmekti.
Ses yoktu…
Yalnızca yankılar yaşardı duvar diplerinde.
Sevgi tomurcukları yük olurdu küreklere,
bir tarafta umut ışıkları,
öte tarafta
cam kırığı gibi duran kalpler…
Ve hayat,
hep aynı yerden yaralardı insanı:
ekmek kavgasından.
Barış Taşdemir bt siirleri
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.