10
Yorum
26
Beğeni
5,0
Puan
152
Okunma
Gönlümün ince sızısı, ey benim göçmen baharım…
Kirpiklerimde balkan gecelerinden kalma bir pus,
Avuçlarımda Meriç’in o durulmak bilmeyen deli uğultusu.
Bir ömür taşımışım içimde, sınır boylarında unutulmuş sevdaları;
Şimdi hangi rüzgar dokunsa tenime,
Yüreğim Trakya ovaları gibi sessizce dökülüyor hasretine.
Bizim sevdamız sarı kanatlı ayçiçeklerinin güneşe duruşu gibiydi;
Sessiz, mağrur ve uçsuz bucaksız...
Oysa şimdi, akordeonun o en hüzünlü tınısı yankılanıyor sol yanımda.
Sandıklarda saklanan o ipek oyalı yemeniler gibi,
Gözlerinin dokunduğu her hatırayı sırma tellerle işledim içime.
Sen gittin gideli, Tunca’nın suları bile küstü yatağına,
Hicret etmiş kuşlar gibi amansız ve yersiz yurtsuz kaldım bu koca dünyada.
Ah benim kehribar bakışlım, ruhumun gizli sığınağı...
Şimdi hangi uzak iklimde yankılanır o narin ayak seslerin?
Hangi nehrin aynasında yıkanır gölgen?
Ben Edirne burçlarında hilali bekleyen mahzun bir balkan kızı,
Sen ise fırtınanın koynunda kaybolmuş o en asil nefer.
Toprak kokan ellerini bıraktın ya avuçlarımda,
İşte o gün mühürlendi bu kalbin ebedi suskunluğu.
27 06 2026
5.0
100% (17)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.