Gençlikte sevmek için yaşarız, yaş ilerledikçe yaşamayı severiz. saint euremond
Hüseyin Er
Hüseyin Er

BİR ÖMRÜN AĞITI

Yorum

BİR ÖMRÜN AĞITI

0

Yorum

1

Beğeni

0,0

Puan

45

Okunma

BİR ÖMRÜN AĞITI


​Kaldır başını usta, bak şu sokağın dumanlı pusuna,
Kaç hayal sığdırdık biz, bu mahallenin dik yokuşuna?
80’lerin sonu, 90’ların o en bıçkın, en delikanlı çağı,
Henüz kurulmamıştı ömrümüze o gurbet, o ayrılık ağı.
Doğru dürüst işimiz yoktu, cebimiz delik deşik,
Ama her sabah aynı kahvede, aynı dertle olurduk eşik.
​Hatırlıyor musun o gazozuna, bazen de üç beş kuruşuna maçları?
Toz duman ederdi o arsada mahallenin o en bitirim saçları.
Yenilince çamura yatardık, kavgaya tutuşurduk hemen oracıkta,
Çünkü cebimizde o mağlubiyetin bedeli yoktu, kalırdı her şey o sıcakta...
Para yoktu ki ödeyelim, "çirkeflik" bizim o günkü tek mülkümüzdü,
Yine de o çamurun içindeki gülüş, en büyük hazinemizdi. Kahveciye giderdik sonra; omuz omuza, terli ve mağrur,
"Yaz deftere usta birer çay daha!" demekten kim duyardı gurur?
​Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi, bir lokma ekmeği bölerdik,
Biz yoksulluğun içinde, aslında krallar gibi gülerdik.
Arife Nine’nin elleri kokardı hamsi ve emek,
"Gelin ulan sıpalar!" derdi, "Sizsiniz soframda en büyük yemek."
Mustafa’nın ablası ise bir sessiz melek gibiydi aramızda,
Sormazdı "aç mısınız?" diye, merhem olurdu her yaramıza.
​Ama sevda dersen usta... Orası hep bir uçurumdu bizde,
Doğru dürüst bir sevgilimiz olmadı, hep bir sızı kaldı izde.
Hep platonik, hep uzaktan, hep yarım yamalak sevdik,
Cebimizde para mı vardı ki? Biz fakirliğe boyun eğdik.
Kim çay ısmarlayacak o kıza pastanede, kim güller alacaktı?
Bizim aşkımız mahalle köşesinde, bir sigara dumanında yanacaktı.
​Hakkı’yı askerden döner dönmez babası kaptı da everdi,
"Yuva kur" dediler ona; Hakkı sessizce kaderine "peki" dedi.
Sonra bıçak çekmiş kadere, bela binmiş sırtına,
Adam bıçaklamış, mapus damı görmüş, yenilmiş bu dünya fırtınasına.
Şimdi çıkmış dışarı, torun torba sahibi bir dede olmuş,
O kafa tuttuğu dünya, bak şimdi yüzünde derin çizgiler bulmuş.
​Mustafa sessizce göçmüş, şişelerin dibinde ararken huzuru,
Haber vermediler bana usta... Kurumuş o dostluğun son pınarı, son nuru.
Ben gurbette her çay içişimde, o eski mahalleyi hatırlarım,
Mustafa’nın sustuğu, Hakkı’nın gittiği o yıllara ağlarım.
​Ulan! Ben değil miydim her kavgada önünüze göğüs geren? Ben değil miydim o mapus kapılarında Hakkı’ya umut veren? Mustafa’yı o kendi karanlığından, o yalnızlıktan çekip alan ben, Siz her dağıldığınızda, bu darmadağın hayatı toplayan yine ben!
​Peki, Mustafa giderken neredeydiniz be vefasızlar? Neden biriniz arayıp da "Dostun ölüyor" demedi? Neden o son nefeste, benim elim onun eline değmedi? Gurbetin kahrı yetmezmiş gibi, bir de bu habersiz gidiş... Bu mu ulan delikanlılık? Bu mu omuz omuza verdiğimiz o yeminli seziş?
​Gencecik yaşımda o kafese girdiğimde, sanmayın ki sadece evlendim, Ben o gün kendi gençliğimin mezarını ellerimle kazdım, elendim! Yarı yolda bırakılmanın acısını, çığır edip sakladım içimde, Babamın öldüğü yaşa geldim işte; ömür bitti başka bir biçimde.
​Dizler tutmuyor artık, saçlar kar beyazı; mezara kaldı birkaç adım, Ama kalpteki o onulmaz yara; ne Hakkı’nın torunuyla geçer, ne de benim adım! Hala içerde sızlar o yara, ne merhem kâr eder ne zaman, Dışım sussa da usta, içimde kopuyor hala o en büyük boran!
​Yaz usta, yaz! Bizim ömrü de o kahvehanenin paslı defterine,
Mustafa’nın çayını ben öderim, oturtun yine o dertli köşesine. (Şimdi sesini en dibe indir, o derin sızıyı bırak masaya...)
​Bak usta... Musalla taşında bile yalnız kalmış o sessiz dev,
Ne bir helallik bekleyen dost, ne de tüten dumanlı bir ev.
Ben gurbette, Hakkı mapusta, Mustafa kara toprağın bağrında,
Hepimiz birer birer yenildik bu dünyanın kahpe ağında.
Geçen gün rüyamda gördüm; aynı sahada, yine o çamurlu maçta,
Mustafa kalede gülüyor, Hakkı bitirim bir edayla o taçta...
"Gel usta" diyorlar, "Maç bitmedi, gurbet bitsin de gel."
Meğer ölüm dediğin dostum, omuzlarımıza değen en sadık el.
​Mustafa’nın mezarına bir avuç gurbet toprağı serptim uzaktan,
Hakkı’nın gözyaşını sakladım, o mapus kokan yasak dudaktan.
Biz sevilmedik be usta, biz sadece idare ettik bu dünyayı,
Şimdi bir fatiha sığdıramadığım o dostluğun, ben çekeyim cefayı.
Eksildi masamız, döküldü yaprağımız, sustu o şen kahkahamız,
Geriye sadece mezar taşında bir isim, bir de bitmek bilmeyen bu yarımız...
​Yetinmeyi bildik de usta, bu hayat bize bir gün bile yetmedi,
Bizim mahalledeki o çocukluk maçımız...
O yarım kalan, o mezara giden sevdalarımız...
Ve o içimizdeki onulmaz acımız...
Aslında hiç bitmedi.
Aslında hiç bitmeyecek...

Paylaş:
1 Beğeni
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Şiiri Değerlendirin
 
Bir ömrün ağıtı Şiirine Yorum Yap
Okuduğunuz Bir ömrün ağıtı şiir ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
BİR ÖMRÜN AĞITI şiirine yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL