7
Yorum
20
Beğeni
5,0
Puan
650
Okunma
Burası “ Elest Durağı”
Henüz vakit saatin rahmine düşmemişken,
Ruhun tenle tanışmadığı o mutlak yerde,
Bir vaat gibi saklıydın, bir rüya gibi uykuda...
Bir kıvılcımın ana ocağından sürgün edilmesiyle başladı gurbet.
Dünya denilen bu fani aynaya düştüğünde,
Ömür boyu sürecek o mahzun susuş
Burası “İniş Durağı”
Kâinatın henüz cisme bürünmediği o kadim boşlukta,
Varlık dünyasına düşmeden evvel,
Bekledin yokluğun ıssızlığında
Toprağın kundağına sarılınca başladı ruhun sızısı,
Şimdi her nefes,
o sonsuz vuslattan kopan bir parça;
Andolsun ki her arayış,
içindeki gizli hazineye çıkan bir yol.
Burası “Sükût Durağı”
Gönlünün sarnıcında dindi uğultu;
Öğrendin ki: Mutluluk,
Saf bir sükûtun sırrına dönmekmiş
Ürkek bir damla gibi .
Her dem, olgun bir buğday başağı gibi
Asılmış göğün sonsuz ambarına
Ağzına kırk bir demir sürgü çekilmiş,
anahtarı kayıp
Burası “Nefis Durağı “
Zaman, içinde iki ağızlı bir bıçak gibi bileniyor;
Bir yanın göğe aşık,
bir yanın toprağın iştahına esir.
Ne zaman "ben" desen,
yankısı boşlukta kaybolan bir taş sanki.
Ateşle suyun, hırsla sabrın o bitmeyen cenginde,
Kendi içindeki pusulayı,
zıtlıkların o ince çizgisinde buldun.
Sen, o kör kuyunun başında susuz bir gurbetçi
Burası “ Akış Durağı “
Akarsu mu garip bu mecrada,
Yoksa deryasına koşan o damlalar mı?
Kayalara vururken başını
Yol olur, yol açar kendine;
Bilir ki her akış,
O sonsuz ummana varıştır.
Suyun bağrındaki o kutlu yürüyüşte saklıdır sırrı
*
Burası “Hüner Durağı “
Anlarsın ki; maharet kumaşta değil,
onu birleştiren terzideymiş.
Kıymetli olan alevin yanması değil,
Ayazı ısıtan odunun sessizce tükenip kül olmasıymış.
Şimdi hazan vakti;
Gün akşam üstü
O karlı dağlar kalbinin ortasına devriliyor.
Dağlar gurbet yeri
Dağlar rüzgâr mekanı
Burası “Şehir Durağı”
Sen bir şehirsin, can damarında sokaklar ,evler tenha.
Viranelerin de olacak, buhranlı yalnızlıkların da.
Yıkılan her duvarla derbedersin,
her yıkım yeni bir inşadır sana.
Şimdi küheylanını kendi içine sür,
yolun açık .
Büyük zaferlere doğru.
Karanlık gecelerden , yıldızlı gurbetlere
Burası “ Sabır Durağı “
Kışın beyaz kefenini giyince toprak,
Her tohumda bir umut sancısı
Ayazın tam ortasında sobalar tüterken
içindeki o derin vadilerde bekler durur düşlerin.
Aslında beklediğin bahar değil,
baharı gelen nisan yağmurları .
Yolun yorgunluğu dizlerini bükse de,
kalbin ritmi coşkuyla çarpar;
Sabırla gözlersin cemrelerin düşüşünü
Hızır’ın gelişini
Burası “Teslimiyet Durağı “
Baktın ki ne dağ sana baki,
ne de sen o dağa hakim.
Mülk dedikleri,
rüzgârın önündeki bir yaprağın savruluşuymuş
Elimdeki feneri söndürmüşsün
zira güneş varken ışığa ne hacet?
Kendini yokluk denizine bıraktığın o bitimsiz anda,
kutsal bir hicretin yolcususun.
Burası “ Vuslat Durağı “
Sonunda tüm sesler diner,
tüm renkler aslına rücu eder.
Emanet aldıklarını, sahibinin kapısına bırakırsın
Ne bir iddian kalır , ne de mülk hırsın…
Sadece ummana uluşan bir yağmurun huzuru var içinde.
Hiçliğin o devasa geçidinden geçerken
anlarsın ki; Var olan sadece O’dur,
Sen O’nun mülkünde bir gurbetçi
redfer
5.0
100% (9)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.