19
Yorum
30
Beğeni
5,0
Puan
287
Okunma

Gözlerinin hükmü düştü üzerime, bir mühür gibi ağır,
Vakit, kendi ipini çeken bir saatin son çırpınışı.
Sana çıkan her kapı artık bir duvar, her eşik bir veda,
Ben bu gürültüde, kendi adını heceleyen bir dilsiz.
Göğüs kafesimde sönen son yangının külü soğudu,
Yüzümdeki her çizgi, senin sustuğun yerden başlıyor.
İçimde biriken sessiz ve keskin kırılma,
Nefesimde, yarım kalmış bir yeminin paslı tadı.
Kimselere anlatamadım içimdeki ağır çöküşü,
Hangi deniz saklar ruhuma bulaşan gri bulanıklığı?
Ben senin yokluğunda, uykularımı yağmurlara bıraktım,
Dokunduğum her anı, parmaklarımı kesen kirli bir cam.
Gölgen bile benden sakınırken donuk chresini,
Söndürülmüş bir fener gibi, ıssızlığın tam kalbindeyim.
Yansan da küllerim savrulsa, sönsen de dünyam dursa,
Bu infazın tek faili, senin tek harf bile etmeyen sükûtun.
Suskunluğum, içimde biriken binlerce vedanın boğulmuş hali,
Kulaklarını kapattığın her feryat, benim kendimi gömdüğüm zindan.
Adın, dilimin ucunda donan soğuk ve keskin bir jilet,
Kaçıncı kez kurban ediliyorum akşamın tekinsiz boşluğunda?
Müebbet bir hasretin kucağında sabahlıyorum her gün,
Yastığımda kokun değil, sadece verilen hükmün ağır yükü var.
Sana dokunmak, uçurumun kıyısında rüzgara yaslanmak gibi,
Canım yandıkça, daha çok seviyorum uçsuz buçaksız boşluğu.
Hasretin dik ve taşlı yokuşlarını tırmanırken bir başıma,
Dizlerimde derman yok, gözlerimde ise sönmüş bir ferin tortusu.
Gelmeyeceğini bildiğim her yol ayrımı için bir mezar kazdım,
Bir umut daha koparıp atıyorum ömrümün kimsesiz bahçesinden.
Hüküm giymiş bir kalbin son vasiyeti ne olabilir ki?
Belki bir damla yaş, belki sitem dolu yarım bir hoşça kal,
Ama sen, kendi sessizliğinde öylece ulaşılmaz bir duvarsın,
Ben ise duvarın ardında idamını bekleyen hüzünlü hayal.
Meydanlarda değil, kalabalıkların en tenha köşesinde biter bu dava,
Bir cellat kayıtsızlığı var kaderin donuk bakışında.
İlmeği boynuma geçiren, bir zamanlar hayat bulduğum eller,
Kendi kendime verdiğim ceza, senin yokluğundan daha ağır.
Şimdi tuzla buz oluyor her an, bir hıçkırık mesafesinde,
Geriye kalan, yıkıntılar arasında yankılanan dertli bir masal.
Susuyorum artık, harflerim de terk etti bu çorak toprakları,
Yalnızlık, şah damarımda atan en eski ve en sadık sızı.
Yüzümdeki her çizgi, sana yazılmış dilsiz bir mektup dizesi,
Gerçeklerden kaçışım, artık kendimi sende kaybedişimden.
Kendimi sende bıraktım, hatıralar ise bana kurulmuş bir pusu,
Kimse bilmez ruhumun hangi görünmez kılıçla doğrandığını.
Bakma artık ardına, ilmeği çeken eline kanım bulaşmasın,
Bu infazın sonu bir mezar değil, senin dilsiz vicdanın.
Sen beni öldürdüğünü sanıyorsun ya, aslında yanılıyorsun,
Ben sende bittim ama sen benimle öleceksin her akşamüstü.
Cemre yaman
5.0
100% (22)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.