1
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
92
Okunma
İnsan en çok kendine geç kalır bu hayatta...
Cebinde biriktirdiğin o eski gülüşler,
Zamanın paslı makasında budanırken birer birer,
Anlarsın ki;
Dünya sadece bir duraktı, sen ise hiç gelmeyen o yolcu.
Bak ellerine...
Kaç mevsimin tozunu saklıyor çizgilerinde?
Kaç vedanın soğukluğu sinmiş parmak uçlarına?
Bir ağaç gibi dimdik durmak istersin bazen,
Ama rüzgârın değil, kendi gölgenin ağırlığı büker belini.
Şimdi dur ve sadece nefesini dinle.
O içindeki derin boşluk var ya;
Korkma ondan.
Çünkü en güzel şarkılar, o boşlukta yankılanır.
Yara bere içindeki ruhun, aslında en parlak aynandır;
Kırıldıkça çoğalan,
Çoğaldıkça seni sana anlatan...
Ve unutma; Işık, sızmak için her zaman bir çatlak arar.
Sesini kaybetmiş o eski mektupları hatırla,
Hani o hiç gönderilmemiş, tavan arasında unutulmuş...
Söylenmemiş her kelime, içinde büyüyen bir şehirdir şimdi.
İnsan bazen susarak haykırır en büyük kavgasını,
Ve en çok sustuğu yerden kanar, kimse bilmez nedenini.
Sahi, hangi ara bu kadar yabancı olduk aynalara?
Oysa her sabah aynı yüzle selamlıyoruz dünyayı.
Kalbinin odalarında tozlanmış çocukluk hayallerin,
Eğilip almanı bekliyor onları düştükleri o soğuk yerden.
Çünkü hayat, biriktirdiklerin değil, vazgeçtiklerin kadardır aslında.
Yol biter, raylar sessizliğe bürünür bir akşamüstü,
Güneş, devrilmiş bir kadeh gibi dökülür ufuk çizgisine.
Ne kazandığın zaferler kalır cebinde, ne de kaybettiğin o savaşlar.
Geriye sadece, karanlıkta biri okusun diye bıraktığın
((Bu kırık dökük, ama dürüst birkaç dize kalır...))
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.