1
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
113
Okunma
Bir ovam vardı, gönlümü otlattığım.
Varmadan kıyısına düşlerimin,
Çekip gırtlağımdan hatırlatan güneşi,
Hatırlatan çobanların kepeneğini…
Dönüp dolaşırdım kıvrımlarında,
Ardından uzaklara göçüp gittim.
Arkamda naif bir umut,
Gözlerimde aynı bulut; dalıp kaybolduğum,
Aynı o tatlı yorgunluk…
Göçtüm, karnımı kuzularla doyurdum,
Kâh uyudum, hoşnut oldum.
Sonra fark ettim: aldatırmış uzakların cilvesi.
Burada yok ne derenin ne kuşların sesi,
Yalanmış yorgunluğu da, kararan bulutları da;
Güneşinin bir tek yakıp kavuran silsilesi.
Tokat yerken dört bir yandan,
Sırtımı yasladığım her yerde alın terimin izi;
Gölgesinde serinlediğim ağaçların üzerinde ise pisliğin…
O naif umut,
Arkamda bıraktığım, ne de nankörmüş!
Şimdi geri dönmek için
Cesareti bana çobanlar mı versin?
Duydum ki onlar ovamda mayınlar görmüş,
Kuzular, koyunlar, kurtlar da ölmüş…
Adımlarım artık geriye ancak beli büküklerle atar,
Ovam, aşıklarla bir gün elbet hep beraber yaşar.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.