0
Yorum
0
Beğeni
5,0
Puan
15
Okunma
kalem, söyle
insanların acıya batırılmış laflarını,
herkesten sakladıkları mutsuzluklarını,
birbirlerine söyledikleri yalanları;
yaralarına zalimce basıp geçişlerini…
kalem, dök içimizi
sevgiye bahşedilmiş bir geceye,
bekleyenin özlediği sevdiceğine
harf harf işlenmiş o ince aşka
susmuş ne varsa konuşsun.
kalem, anlat
dertlerine merhem arayanları,
göz pınarlarını ayrılık denizine karıştıranları,
uykusunu ay ışığına hibe edenleri,
bitmiş, yorgun bir gülüşü taşıyanları…
kalem, sahi kimsin sen?
seninle yazana “şair” derler, “yazar” derler;
oysa sen sadece
içimizin karanlığına tutulan bir aynasın.
hep siyahın vuslatı sinmiş üstüne
yok mu kelimelerinde biraz güneş, biraz bahar?
yok mu iki kişinin kavuştuğu bir satır,
ellerin titremeden buluştuğu bir cümle?
yok mu rüzgârın sevdayı taşıdığı,
çiçeklerin adımızı fısıldadığı bir hikâye?
kalem, belki de suç sende değil
biz sana ne verdiysek onu yazdın.
içimiz karaysa, mürekkebin gece oldu;
içimiz sustuysa, sayfaların eksik kaldı.
bak, şimdi diyorum ki sana:
biraz umut kat mürkkebine,
biraz sabah serpiştir satır aralarına.
bir çift göz koy koyu siyah akşamların ucuna,
bir kavuşma bırak en son noktaya.
her hikâye
ayrılıkla bitmek zorunda değil
bir kalem
sevgiyi de yazabilmeli.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.