0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
47
Okunma
Gece olunca anlıyorum;
insan en çok karanlıkta
kendine yakalanıyor.
Gündüz kalabalıklar saklıyor bizi,
ama gece…
Işıklar sönünce
bahaneler de sönüyor.
Bir tek kalbin kalıyor elinde.
Susturduğum ne varsa
yatağımın kenarına oturdu yine.
Hadi gel de kaç şimdi.
insan en çok kendinden kaçamıyor işte.
Kalabalıklar dağılıyor,
telefon susuyor,
mesajlar bitiyor,
Kitaplar kapanıyor…
Bir tek sen kalıyorsun seninle.
Belki de bu dolmuşluk,
bu iç sıkıntısı,
bu tarif edemediğim ağırlık…
bir ceza değil.
Sonra kendi kendine konuşmalar başlıyor.
Uzmanlar ne der bilmiyorum
ama halk dilinde herkes
kendiyle konuşana deli diyor.
Eee.. ne yapalım şimdi ?
Kendimizle dertleşip
içmeyelim mi şu demli çaydan…
Sahi kim ne götürdü
geçirdiği her aydan ?
Girme şimdi o konulara ne diyorduk;
Deli.
Diğer ben, ne bileyim,
belki de; velî…
Bak gördün mü,
şu karşımdaki sandalyeye yine oturdu.
Diyor ki:
“Ne yoruldun be…”
Susuyorum.
Çünkü haklı.
Hadi diyorum hadi, bir
daha doldur çaydan.
Dem koyu olsun,
mevzu Mâruftan !
Dikkat et konuşurken
Duvar da dinliyor…
Perde hafif aralık.
Sokak lambasının solgun
ışığı masama vuruyor.
Sen de sustuklarımı kusuyorsun.
Her akşam aynı filmi
tekrar izletiyorsun…
“Peki,” diyorum usulca,
“bu böyle nereye kadar?”
Cevap kısa:
“Sen kendini affedinceye kadar.”
İşte en zor cümle bu.
İnsan başkasını affediyor da
kendine gelince acımasızlaşıyor.
Hatalarını büyütüyor,
keşkeleri çerçeveletip
duvara asıyor.
Tamam,” diyorum
“kaçmayacağım artık.”
Son bir yudum alıyorum
demi buz tutmuş çaydan.
Mâh yine küskün
Sıyrılmıyor buluttan…
“Bunca zamandır niye bu
kadar serttin kendine?”
diye soruyor öteki ben.
Omuz silkiyorum.
“Bilmiyorum…
Belki güçlü görünmek istedim.
Belki kimseye yük olmayayım dedim.
Belki de en kolay hedef kendimdim.”
Gülüyor.
“En kolay hedef sensin
çünkü
en çok seni tanıyorsun.
Zayıf yerlerini,
kırık yerlerini,
sus pus olmuş
Kirlenmiş, aklanmış
Utanmış, arlanmış
çocuk hâlini…”
Bir sessizlik çöküyor aramıza.
Ama bu sefer ağır değil.
Dinlenir gibi.
Çay bardağının dibine bakıyorum.
Dem tortusu kalmış.
Tıpkı içimdeki tortular gibi.
“Peki ya hatalar?”
diye soruyorum.
“Onlar ne olacak?”
“Onlar öğretmen,” diyor.
“Sen hâlâ onları gardiyan yapıyorsun.
Ruhefza bile yokken
Feriştah istiyorsun !”
Dışarıda bir araba geçiyor.
Sokak lambası titriyor.
Perde hafif dalgalanıyor.
Gece nefes alıyor sanki.
Sen Mahşer Midilli’si
Ben sergerdân bir Deli
Durmuyor, bıkmıyorsun
Konuşuyorsun namütenahi !
“Yarın ne yapacağız?” diyorum.
Biraz korkarak.
Biraz umutla.
Öteki ben ayağa kalkıyor.
Sandalyeyi yerine itiyor.
“Yarın,” diyor,
“kendine biraz daha insaflı olacaksın.
Hepsi bu.”
“Bu kadar mı?”
“Bu kadar.
Büyük devrimler küçük
hareketlerle başlar.”
Tam kalkacakken duruyor öteki ben.
Elini sandalyenin arkasına koyuyor,
bana dönüyor.
“Az önce deli diyordun
ya kendine…” diyor.
Gülümsüyorum buruk.
“Evet.
İnsan kendi kendine konuşursa
adını hemen koyuyorlar.
Deli.”
Saat 22:22
Uzmanlar ne der bilmem ama
Diğer ben
Bence velî…
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.