2
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
279
Okunma

Şimdilerde köklenmiş,
O güzelim bağlar.
Yerlerinde,
Mis kokulu,
Dal dal lavantalar.
Kekikler yer değiştirmiş,
Dağlardan bağlara, tarlalara…
Arpa ve buğday tarlaları,
Yeni sahiplerini,
Mis gibi kokularıyla,
Buyur etmişler bağırlarına…
Keklikler öterdi,
Bir zamanlar,
Tata Dağı’nın,
Güney yamaçlarında…
Kayalıkların arasında
Sürüyle gezerdi,
Toy kuşları…
Mesken edinirdi dağlarını,
Sarı, turuncu, kırmızı meyveleriyle,
Alıç ağaçları…
Gülümserdi gün doğumuyla birlikte…
Ve
Asar Dağı’na bakan,
Kayaların üzerinde yayılı,
Tokmak kınalarıyla kaplı,
turuncu yamaçlarında,
Koyunlar otlardı.
Kuzular meleşirdi.
Çoban köpekleri havlardı.
Uzaktan duyulurdu,
Köy içinden,
Horozların ötüşü,
Köpeklerin uluması…
Kör dumanlar içinde,
Karakışın,
En bereketli mevsiminde,
Kepeneklerdi,
Lapa lapa yağardı,
Karlar üstüne Bekilli’min…
Bacalarından,
Mutluluk dumanları,
Yükselirdi gökyüzüne,
Bir zamanlar,
Ben çocukken,
Bekilli’min üzerinde…
Yoksulluğun vardı,
Uzaklığın, uzaklara düşmen,
Vardı üstünde,
Ama şarabın o iksiri,
Dağıtırdı her şeyi…
Kınalı ayaklı tavşanlar,
Yarışırdı av köpekleriyle,
Meşe ve pırnal koruluklarında
Asar Dağı’nın…
Göl sadece su değil,
Göğe açılan,
Aynalı bir pencereydi…
Tata Gölü’nde
Kış mevsiminde,
Ve ilkbaharda,
Ne tatlı olurdu,
Diken mantarlarının,
Meşe mantarlarının,
Soğanlı-yumurtalı,
Kavurmasıyla…
Lezzetiyle,
Dünya’nın,
Üçüncü harikası,
Oluşurdu vücudumuzda…
Acı tütünleri vardı,
Tarlalarda,
Emek kokan,
Alınteri kokan…
Dizerdik iğnelere yoksullukları,
Yaprak yaprak kopararak,
Sabahın er vaktinde.
Düşerdik yollara, katar katar,
Lüksler aydınlığında…
Kollarımızda birikirdi sevgiyle,
Kırılan tütünün yaprakları.
Acı balları tütünün,
Katmer katmer umut olurdu,
Gelecek olurdu evimize…
Birlik olurdu, dirlik olurdu,
Okul olurdu, aydınlık olurdu,
Çocuklarımıza…
Ekmek olurdu,
Karın tokluğuna..
Ayakkabı olurdu,
Kazak olurdu,
Çocuklarımızın ayağına, sırtına…
Yol sadece yol değil,
Dönüşün umuduydu
Bayramlarda…
Efsane olmuştu,
Tarihe geçmişti,
Bir zamanlar,
Londra Asfaltı’nda,
Gençlerin yürüyüşleri…
Bekilli’m
Sadece yer değil,
Bizim ata yurdumuzdur.
Burnumuzda kokar, her daim,
Hasretliğimizin
Çizilmez hudududur,
Bekilli’m
Şarap ise,
Başka bir hikaye,
Başka bir dil…
Toprak konuşur kadehte,
Zaman saygı duyar, eğilir…
Derler ya eskiler,
Baküs uğramış bu topraklara.
Gülümsemiş,
Üzüm dolu omcalara,
Karışmış,
Serin esen rüzgârlara,
Türkü olmuş,
Sevdalı yiğidin sazına
Ümmü kızın çelmesine,
Sarı saçına,
On Sekizli sırma saçının,
Örgüsüne…
Bağ kokulu,
Güneş lekeli,
Beğlece Üzümü’nün,
Kadın Parmağı, Lokurdak,
Tilki Kuyruğu, Soğuk Üzüm’ün,
Doğduğu,
Bereketli toprakların anası,
Bekilli’m
Rivayetler yakıştırılmış,
Güzelliğine…
Mitolojik çağlarda da,
Tanrılar inermiş yeryüzüne,
Gizlice…
Kimi dağlara adını bırakırmış,
Kimi sulara yüzünü…
Ama biri var ki,
Tanrılar içinde
Yurt diye,
Toprağı seçmiş kendine…
Asmaların göklere,
Dua gibi yükseldiği,
Üzümün şehri,
Şarabın memleketi
Bekillim’e
Baküs…
Burada yürüdü,
Çıplak ayakla…
Nabzını dinledi toprağın,
Avuçlarında…
Güneşi ezdi,
Üzüm taneleriyle…
Akşamı kattı,
Mor salkımlara…
Rüzgârın hışırtılarının,
Türkülere eşlik ettiği,
Şarap rengi ezgileri,
Gönderdi bağ aralarına…
Her yaprağa biraz neşe,
Biraz sır bıraktı.
Mallıkkaşları’nın,
Uzun enlerin,
Aşağı bağların,
Sisli sabahları,
Bir tanrı nefesi gibi,
Çöker ortalığa…
Tata Gölü,
Aynadır göğe…
Bulutlar bile,
Sarhoş yansır sularında…
Pembelere bezenmiş,
Gelin üzümün,
Soğuk Üzüm’ün, Tilki Kuyruğu’n
Kadın Parmağın, Lokurdak’ın
Mevlânâ Külahı’n, İri Üzüm’ün,
Kuş Üzünü’n, Kara Üzüm’ün,
Daha nicelerin
Bir serinlik bir hoş koku,
Damağında gezinir,
Kokulu Misket’in..
İnce bir hüzünle dağılır,
Sarışın yaz gecelerine…
Bekilli’m
Bekçisi gibi durur,
Uzun Çalı Dağı’n
Korur zamana karşı,
Üzüm bağlarını…
Dionysos…
Pekmez kaynar,
Altın köpüklü,
Bakır kazanlarda…
Kışa saklanan,
Yaz gibidir…
Dayanamaz çocuklar,
Parmak parmak yer,
Pekmezin köpüklerinden…
Tadı,
Parmaklarından,
Yüreklere bir yol çizer,
Nakış nakış işler sevgisini,
Bekilli’min…
Dinlenir şaraplar,
Toprak küplerde.
Zamanla dost olan,
Sabırlar gibi…
Her kadehte,
Biraz Bekilli’m vardır.
Bir yudumda,
Asar Dağı’nın gölgesi…
Uzaktan izler onu,
Aslankara Dağı…
Bir yudumda,
Bağ bozumu şarkıları…
Bir yudumda,
Eski bir tanrının gülüşü…
Gençler uzaklara gitse de,
Şehirler karışsa da,
Yollarına…
İçleri burkulur,
Bir akşam vakti,
Mor bir salkımı görünce…
Düşlerinin,
En mahrem köşelerinde,
Döner gelir bayramlarda,
Aklına düşer seyranlarda,
Bir nefesi bin yıla bedeldir,
O kalbimizde her daim özeldir.
Emek kokulu
Bekilli’m…
Mor karanlık akşamlarında,
Bir kadeh,
Dünya’yı
Satın almaya bedeldir,
Çünkü Bekilli
Sadece bir ilçe değil,
Toprağın kalbinde saklı,
Bir efsane,
Ve hala,
Rüzgârlar estiğinde,
Bağlar arasından,
Usulca geçer Baküs…
Bir asmayı okşar,
Bir kadehi kutsar….
Nasıf ACAR
27.01.2026
11.00
Bereketler/DENİZLİ
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.