2
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
185
Okunma
Uğramaz semtimize o şaşaalı mevsimler,
Takvimler burada sadece rakamdan ibarettir.
Kuşlar bile geçerken kanatlarını hızlı çırpar,
Sanki bu sessizlik onların da tüylerine bulaşacakmış gibi.
Biz, kentin unutulmuş bir dipnotuyuz;
Ana metne asla dahil edilmeyen,
Kenara öylece iliştirilmiş bir cümle...
Yaldızlı sözcükler uğramaz kapımıza,
Bizim lügatimizde "beklemek" en uzun kelimedir.
Sabahları ekmek kokusuyla karışan o gri duman,
Bacalardan yükselirken gökyüzünü biraz daha aşağı çeker.
Burada güneş, sadece çamaşırları kurutmaya yarar;
Ruhumuzu ısıtmaya yetmez gücü,
Hep bir yanımız ayaz, hep bir yanımız eksik.
Bakma öyle sessiz durduğumuza,
İçimizde fırtınalar değil, sakin denizlerin yorgunluğu var.
Gemilerin uğramadığı bir liman gibidir burası;
Feneri sönmüş, iskeletleri paslanmış,
Ve her gece dalgaların dövdüğü o dilsiz kayalar...
Sevda bile uğrayacak olsa, yolu şaşırır;
Sokak numaraları silinmiştir çünkü,
Aşk, bu adresin tarifini hiçbir haritada bulamaz.
Vitrin camlarındaki o ışıltılı hayatlar,
Televizyon ekranlarından taşan sahte kahkahalar,
Hepsi öte yakada kalır, o büyük caddelerin ardında.
Bizim burada kahkahalar yarımdır,
Hüzün ise tam teşekküllü bir misafir.
Çayı hep demli içeriz ki,
Boğazımızdaki o yumruyu yumuşatsın diye.
Uğramaz semtimize o büyük değişimler,
Her şey bıraktığın gibi, her şey bıraktığın kadar.
Yıllar geçer, boyalar dökülür, saçlar ağarır;
Ama o köşe başındaki bakkalın bakışı değişmez,
O kırık kaldırım taşının yerini kimse bilmez.
Biz bu semtin hem bekçisiyiz hem de mahkûmu,
Kendi yarattığımız bu sessiz krallığın,
Taçsız ve tahtsız sakinleriyiz.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.