2
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
170
Okunma
Zaten akşam deminde çoğalır zıll u sâye oyunları
bu fânî âlemin köhne dîvârlarında.
Nûr bize nâdir bir ihsan,
zulmet ise alnımıza yazılmış kaderdir.
Nazarımın ferini ateşe teslim ettim;
didelerimden eşk-i seylân döküldü.
Tutamadım o serseri selleri,
gönlümün yamaçlarından akıp gittiler.
Hâlbuki mümkündü —
bir kuyunun ka‘rında ziyâyı bulmak,
zulmet bağrında parlayan bir kevkebi
avuç içi kadar semâya sığdırmak.
Lâkin ben ortasından
bir siyah hâvî yuttum;
sanki sadrımda açılan
nâmı konulmaz bir uçurum gibi.
Büyüdü sonra zılller,
irileşti sükûtlar.
Hâtıralar dîvârdan kopan
paslı mıhlar gibi düştü zamana.
En tepede kumla mestûr bir kubbeden
damladı pervânelerin güz kanatları;
her biri bir mevsimin son zikri gibi
titreyerek indi zemîne.
Zaten akşam deminde çoğalır zıll u sâye oyunları;
nûrun lütuf, zulmetin kader olduğu hengâm.
Derken idrak ettim:
zulmet dediğim şey
nûrun mestûr çehresi imiş.
Ve âdem —
kendi sînesindeki leyl’i aşmadan
hiçbir fecr-i sâdıka varamazmış.
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.