10
Yorum
27
Beğeni
5,0
Puan
237
Okunma

Gözlerinle değil, yaralarınla oku beni; o zaman gerçek edebiyatı göreceksin.
Nefesimi camlara emanet ettim, şeffaf bir kefen misali,
Belki senin kokunu taşır, belki ruhunun o solgun gölgesini.
Seni içime çekmekle, senden vazgeçmek arasındaki o derin uçurum,
Parmak ucumda titreyen, buzdan bir sızıdır şimdi.
~~
Zamanın parmak izleri silinmiyor bu puslu yüzeyden,
Sanki her dokunuşumda ruhundan bir parça kalıyor avucumda.
Bir hayaletle konuşmak gibi camdaki buğuyla dertleşmek;
Sen orada değilsin, ama yokluğun her nefesimde bir bıçak kesiği kadar taze.
~~
Seni yazmaya çalıştım nemli yüzeylere, ama harfler büyüdükçe parmaklarım buz kesti.
Çünkü aşk; bir camın arkasından hayatı seyretmek değil.
Aşk; o puslu cama kendi adını değil, senin gidişini bir mühür gibi kazıyacak kadar,
Kendi enkazına basıp ayağa kalkabilme cesareti.
~~
Kelimelerim ıslanıyor, mürekkebim buğulu camın suyuna karışıyor,
Sana söyleyemediğim her söz, şimdi süzülüp yerlere dökülüyor.
Aşk; bir uçurumun kenarında olduğunu bilip de,
Sırf rüzgarın kokunu getirir diye o boşluğa adım atmak.
~~
Şimdi dışarıda sağanak bir yalnızlık var, gökyüzü kendi matemine ağlıyor;
İçeride ise seninle yarım kalmış bir kadının, dilsiz ve sağır sessiz çığlığı...
Sildikçe netleşen dünya değil, sadece benim hayal kırıklıklarımın keskin kenarları.
Buğu dağılıyor, perde aralanıyor; ve ben her sabah, senin olmadığın o manzaraya uyanmanın yorgunuyum.
~~
Perdeyi çeksem dünya kararıyor, açsam yüzün her yerde;
Hangi camın ardına saklansam, senin gölgen düşüyor ruhumdaki o ince kederde.
Bu bir uyanış değil, bu bir kabusun içinde sonsuz bir döngü;
Senin gidişini, benim içimdeki bütün şehirlerin sönmüş ışığını sayıyorum.
~~
Sana susmak; bir kabulleniş değil artık, kendi dilini kökünden söküp,
Senin o dilsiz ve derin sessizliğinin mezarına diri diri gömmek.
Vazgeçmek ise; bir kapıyı vurup gitmek değil, o kapı hiç açılmayacakken,
O hayaletle yaşamaktan, o boşluğu solumaktan usul usul tükenmek.
~~
Kendi içimde bir firariyim artık, senden kaçarken sana çarpıyorum,
Hangi aynaya baksam, gözlerimde senin o veda dolu bakışını buluyorum.
Vazgeçmek; aslında her gece seni yeniden özlemekten yorulup,
Kendi kalbinin atışını susturmaya çalışmak sessizce.
~~
Gözyaşım camdaki buğuyla yarışıyor; hangimiz seni hafızamızdan daha çabuk silecek?
Beklemek; bir mucizeyi davet etmek değil, gelmeyecek olanın bıraktığı o devasa boşluğu,
Kalbinde her gün bir hançer gibi çevirerek, o boşlukla beslenmek.
Ben o karanlıkta senden değil, her gün kendi benliğimden biraz daha eksiliyorum.
~~
Şehrin gürültüsü bile örtemiyor içimdeki bu cam kırığı seslerini,
Herkes bir yerlere yetişiyor, bense senin bıraktığın o bir saniyede çakılı kaldım.
Eksilmek; sadece bir parçanın kopması değil,
Kalan tüm parçalarının da artık bir işe yaramayacağını anlamak.
~~
Parmak uçlarımda kalan o son serinlik, senin kalbinden bana sızan son veda busesi belki de.
Veda etmek; "hoşça kal" demek değil, gideni kalbinde bir türlü öldürüp gömememek.
Ben seni içimde bin kez idam ettim de, bir kez olsun gömecek bir toprak parçası bulamadım.
Sen bende ölmüyorsun, sadece her gün yeni bir dizede yeniden canımı yakıyorsun.
~~
Artık ne camda bir nefes kaldı, ne de bende hayata dair küçücük bir heves.
Seni beklemek; bir umudu yeşertmek değil, kendi cenazende en ön safta durup kendine ağlamak.
Şimdi buğu siliniyor, gerçekler kalıyor;
Ve sen, o gerçeklerin içinde bile artık sadece uzak, çok uzak bir yabancısın.
Cemre Yaman
5.0
100% (13)