0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
111
Okunma
Kıyısında durduğum bu koca dünya,
Benim değil, biliyorum.
Adımlarım emanet, nefesim kira,
Bir kapı eşiğine sığışmış gölgemle
Sessizce yanaşıyorum hayata.
Ne limanı benim bu şehrin,
Ne de demir atan gemileri...
Ben sadece rüzgarın önüne kattığı
Sahipsiz bir sandalın kıyıya sürtünme sesiyim.
"Buradayım" demeye korkan,
"Gidiyorum" demeye mecali olmayan...
Avuçlarımda başkasının toprağı,
Üstümde başkasının gökyüzü.
Sofralara yanaşıyorum açlığımla,
Sözlere yanaşıyorum yalnızlığımla.
Herkesin bir ’evi’ var duvarları olan,
Benimse sadece sığınacak bir ’yanım’ var;
O da hep bir başkasının yanı.
Bakışlarımda ezik bir minnet,
Yüreğimde saklı bir isyan büyütüyorum.
Ekmek bölüşülürken düşen kırıntı değil,
O ekmeği yoğuran el olmak isterdim.
Oysa ben, hep sonradan eklenen,
Cümlenin sonundaki o lüzumsuz virgülüm.
Güneş bile önce yüksek binalara doğuyor,
Bana kalan, batan günün solgun artığı.
Yine de buradayım;
Bir sığıntı gibi değil, bir şahit gibi.
Kendi hayatına yanaşma duran bir adamın
Kendi uçurumuna yürümesi gibi sessiz...
Sırtımdaki heybede dünya dolusu gurbet,
Gözlerimde bir türlü içinden geçemediğim o eşik.
Yanaşıyorum işte...
Belki bir gün,
Kendi gönlüme de ev sahibi olurum.