0
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
105
Okunma
"Yıldız çorbamın tadına bakın
Sizin için yaptım
Eminim daha önce içmemişsinizdir
Karabiber eklemenize gerek yok
Sadece biraz limon sıkın
Rahat rahat çiğneyebilirsiniz
Göktaşlarını ayıkladım"
Seda AKİPEK (Ejderhalar Nezle Olmasın)
annem yoktu
ama bir tabak çorba gibi
her akşam içimde soğuyan bir merhamet vardı
ben kimseye can demedim
çünkü can deyince
insanın cebinden bir ömür düşüyor
bir keresinde
sana gel diyecektim
ama dilimin ucunda duran kelime
pazardan alınmış çürük domates gibi
parmaklarımın arasından aktı gitti
şimdi odamda
üç bacaklı bir sandalye var
dördüncü bacağı
sen giderken yanına almışsın
gece olunca
duvardaki takvim eğiliyor
günler üstüme dökülüyor
sanki Mevla
zamanı yanlış pakete koymuş gibi
ben sana ulaşamadım
ama bir bardak suya her baktığımda
içinde yüzünü yıkamış bir balık görüyorum
sen başka bir hayata kısmet oldun
ben ise
çamaşır ipine asılmış eski bir gömlek gibi
rüzgârın insafına kaldım
sormadım artık
neredesin diye
çünkü bazı insanlar
haritada yok
ama kalpte
her sokağın adını onlar koymuş
bir gün
Duayla konuşur gibi konuştum kendimle
dedim ki
beni bu kalpten koru
çünkü en çok kalp
insanı yarı yolda bırakıyor
şimdi penceremde
iki yıldız değil
iki sigara yanıyor
biri benim
öteki
hiç gelmeyecek olanın hatırası
ben güzel değilim
ama sözlerimden hâlâ
bir tarlanın kenarında unutulmuş
çürük elma kokusu geliyor
bunu da al
cebinde dursun diye söylüyorum
insan bazen
sevilmekten değil
yanlış kişiye sevilmekten ölür
ve eğer bir gün
biri sana nasılsın diye sorarsa
cevap verme
çünkü bazı sorular
yalnızca mezar taşlarının anlayacağı dildedir
çocukken
herkesin bir babası vardı
benimse
yırtık bir mendilim vardı
onu cebimde taşır
baba diye koklardım
evimizde
radyo hep kısık sesle ağlardı
annemin yokluğu
duvarlara sinmiş bir sabun köpüğüydü
dokunsan patlayacak
ama hiçbir yere gitmeyecek
komşu kadınlar
çorba getirirdi bazen
kaşığı ağzıma götürdüğümde
içinden hep
biraz yalnızlık çıkardı
ben o zaman anladım
insan büyürken
boyu uzamaz sadece
içindeki sessizlik de boy atar
sonra bir gün
sana rastladım
sanki Mevla
yanlış adrese gönderdiği bir mektubu
cebime sıkıştırmıştı
adını ilk söylediğimde
dilimde bir kuş kanadı kırıldı
o günden sonra
hiçbir kelime düzgün uçamıyor
sen gülerken
sokaktaki tüm kediler
aynı anda başını kaldırıyordu
ben ise
bir çöp tenekesinin yanında duran
eski bir ayakkabı gibi
kendi kokumdan utanıyordum
beni sevmedin
biliyorum
ama insan
sevilmediğini de
bir tür sevgi sanıyor bazen
gece yatarken
yastığımın altına
adını koydum
sabah kalktığımda
yastık ağırlaşmıştı
demek ki
isimler de kilo alıyormuş
insanın kalbinde
bir ara
dünyayı düzeltmeye kalktım
musluğu sıktım
ama su yine damladı
perdeyi çektim
ama gece yine içeri sızdı
anladım
dünya bir çocuğun cebindeki bilye gibi
ne yaparsan yap
yuvarlanacak bir yer buluyor
sonra Yaradan’a mektup yazdım
ama adres kısmına
sadece içim yazabildim
postacı
kalbimi kapıma bıraktı
zarfı açtım
içinden
eski bir fotoğraf düştü
fotoğrafta
sen yoktun
ama ben yine sana bakıyordum
bazen
bir balıkçı teknesi gibi hissediyorum kendimi
içimde ağlar var
ama tutacak balık yok
denize açılıyorum
su bana bakıyor
ben suya bakıyorum
ikimiz de
aynı şeyi düşünmüyoruz
çünkü su
hiç kimseyi beklemez
bir gece
rüyamda annemi gördüm
elinde bir tas vardı
içinde yıldız çorbası
bana uzattı
ama ben kaşığı tutamadım
ellerim
başka birini sevmekten
yorulmuştu
annem gitti
çorba döküldü
yıldızlar yere saçıldı
o günden beri
gökyüzüne bakınca
hep biraz suçluluk hissediyorum
şimdi yaşım büyüdü
ama içimde hâlâ
kırmızı bir çocuk oturuyor
her sabah
pencereden dışarı bakıp
aynı soruyu soruyor
bugün
bizi kim sevmeyecek
ben cevap vermiyorum
çünkü bazı sorular
çocuk kalmak ister
ve ben
artık kimsenin sorusuna
çocuk kalbimle cevap veremem
eğer bir gün
yolun benim sokağıma düşerse
kapıyı çalma
çünkü kapılar
yalnızca girenler içindir
bekleyenler için değil
ben pencereden bakarım
sen yürür gidersin
arada bir sokak kalır
o sokak
bizim en uzun konuşmamız olur
ve biri sana yine sorarsa
necesin diye
gülümse
ama cevap verme
çünkü bazı hayatlar
ancak susarak anlatılır
5.0
100% (1)