1
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
59
Okunma

MATRUŞKA
Tamam…
O zaman sesi biraz kısalım,
kelimeleri derinleştirelim.
Bu, İbrahim Bey’in matruşkası olsun.
Hikâyesi içten, dili şiirli,
Kalbi eski zamanlardan…
Bir pazar sabahıydı.
Başucunda Tarık Akan’ın
“Başımda
Bit Var Anne” kitabı duruyordu.
Güneş, Perdenin aralığından usulca süzülüyor;
Zaman, eski bir Yeşilçam karesi gibi,
Ağır ağır akıyordu.
Düştü yollara İbrahim Bey.
Tren yolunu geçti.
Elinde Topal Kadir’den aldığı gevrek,
Susamlarını karınca yuvalarına bıraka bıraka
Yürüdü geçmişe doğru.
Sanki karıncalara,
Çocukluğunun sadakasını veriyordu.
Eskimiş, sararmış mektupları
Ve aşka dair bütün şiirlerini
Takas etmeye niyetliydi.
Soluğu bitpazarında aldı.
Orada gördü matruşkayı.
İbrahim Bey matruşkayı
Bir bayram sabahı almadı.
Ne vitrin ışığında gördü
Ne de bir hediyeye yakıştırdı.
O, matruşkayı
Yorgun bir tarihin cebinden çıkardı.
Ahşabı konuşkandı.
Suskunluğu bile eskiydi.
Elinde tutarken
Bir insanın omzuna dokunur gibi
yavaşladı.
İlk matruşka açıldı.
İçinden Buldan kokusu çıktı.
Dokuma tezgâhlarının sesi,
Dağ rüzgârına karışmış dizeler…
Sabuncu Deresi aktı içinden.
Kedi Boğan Çakısı’nın keskin hatırası,
Bir çulfa hikâyesi gibi
Elde, avuçta kaldı.
Kestane Deresi,
Topdamı…
Bir kibrit kutusunun içine sığdırılmış
küçük ama yakıcı hikâyeler
döküldü yere.
İbrahim Bey’in yazdığı halk şiirleri vardı.
“Arkası yarın” gibi bekleyen,
Devamı halkın kalbinde olan şiirlerdi bunlar.
O katmanda İbrahim Bey
Bir halk şairiydi.
Sözü sadeydi,
Derdi derin.
Devrimciydi;
Ama sesi bağırmazdı.
Sabırla anlatırdı,
Çünkü bilirdi:
Bazı hakikatler
Yüksek sesle değil,
Uzun ömürle kazanılır.
İkinci matruşka açıldı.
Bir sahne kuruldu.
Tiyatro salonu…
Işıklar ağır ağır yanarken
İbrahim Bey sahnedeydi.
Şiir okuyordu.
Ama çocuklar için…
Şiirin ritmine göre
Tahta arabalar,
Topaçlar,
Bez bebekler,
Bir köşede bastonlar…
Bir tarih kokan heybeden çıkıyordu.
Hediyeler, dizelerin arasından,
Birer umut gibi düşüyordu.
Kostümü yöreseldi.
Bizim köyden İbram’dı artık.
Şivesiyle konuşur.
Kelimeleri eğip bükmeden severdi.
Üçüncü matruşka açıldı.
Bir dost çıktı içinden.
İbram’ın “adam” diye sevdiği
Bir şair dostu.
Az konuşur,
Çok anlardı.
İbram onu severdi;
Çünkü bazı dostluklar
Şiirden önce gelir.
Bu katmanda,
çay soğurdu,
Söz bitmezdi.
Dördüncü matruşka açıldı.
İçinden Yeşilçam indi.
Siyah-beyaz sevdalar,
Yarım kalan bakışlar,
Bir ömrün göz ucunda kalan filmler…
Tavan arasında bıraktığı taş plağı buldu.
Son dinlediği plak hâlâ üstündeydi.
İğnesi kırıktı; Kalbi gibi.
Hamiyet Yüceses ölünce,
Ona çok kırılmıştı.
Çünkü onu makbere koyup gidince
bazı şarkılar bir daha tamamlanmazdı.
Sonra sokağa
Erkin Koray’ın Kör Olası Çöpçüleri geldi.
Süpürgelerini kırıyordu İbrahim Bey,
Sokakta ne varsa,
Hatıraları da süpürmesinler diye.
Bir sinema salonunda
Tek başına izlenen filmler gibi,
Yalnızdı şimdi.
İbrahim Bey
Yeşilçam için şiirler yazmıştı.
Çünkü bilirdi:
Bazı filmler,
İnsanın çocukluğuna benzer.
Bir kat daha açıldı.
Devrim çıktı içinden.
Ama slogan değildi;
Vicdan gibi duruyordu.
Üşüyünce
Aşkın resimlerini ve şiirlerini yaktı.
Karlı kayın ormanlarında
Nâzım Hikmet’le yürüdü.
Cem Karaca’nın sesi düştü içinden:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda…”
Ne sen bunun farkındasın,
Ne de polis farkında…
İbrahim Bey’in yüreği ağlıyordu.
Onun şiirinde
Önce insan vardı.
Ekmek ve emek vardı,
Hak, hukuk, adalet
Ve yarınlar…
En küçük matruşkayı açtı.
Avuçladı.
İçi boş sandı önce.
Sonra anladı:
Boşluk değildi bu.
Hatırlamaktı.
İbrahim Bey matruşkayı kapattı.
Çünkü bazı hikâyeler
Kapanınca tamamlanır.
Ve bilirdi:
İnsan,
En çok kendini
En içte saklar.
Ben meçhul bir şairim.
Matruşkanın içinden çıkan
Seslerle büyüdüm.
Plak iğneleri kırık,
Filmleri yarım,
Şarkıları yasaklı bir çağdan geliyorum.
Acelem yok.
Hatıralar hızlı açılmaz.
Beni merak eden,
En içteki sessizliğe baksın.
Bu ilk matruşkadan
Bir memleket çıktı.
Ben o memleketin
İsimsiz şairiyim.
Sesim bazen bir dere,
Bazen bir tezgâh gıcırtısı.
Beni arayan,
En eski kokuya baksın. Orada Şiir,
Hâlâ yaşıyor meçhul Şairle.
Orada
ben hâlâ
şiiri dinliyorum. Meçhul Şairle
ADEM GÜMÜŞ
MATRUŞKA’NIN HİKÂYESİ
Bu şiir, bir gün İbrahim Çamalan ile birlikte bir bit pazarında dolaşırken başladı. Kalabalığın, eski eşyaların ve yarım hatıraların arasında gözümüze bir matruşka ilişti. Ne parlaktı ne de yeni… Ama suskunluğunda bir çağ, ahşabında bir insan ömrü saklıydı. Eline aldığında sanki açıldıkça içinden yalnızca başka figürler değil; anı, emek, şiir ve dostluk çıkacak gibiydi.
O matruşkayı ikimizde sevdik. Çünkü bazı eşyalar satın alınmaz; paylaşılır. Her katmanı açıldıkça İbrahim Çamalan’ın halktan gelen sesi, şiire yaslanan vicdanı, çocuklara uzanan eli ve memlekete tutunan yüreği geldi aklıma. Matruşka, bana onun şiirini hatırlattı: sessiz ama derin, sade ama çok katmanlı. bir şiir ben yazdım bir şiirde o yazdı bir kaç şiir yazdık
İşte yazdığım şiirlerde biride bu şiirdi.
Matruşkanın her açılışında İbrahim Bey’i, her kapanışında insanın kendini en içte saklayışını anlattım. Yazdım ve bu şiiri, o günün hatırası olarak dostum İbrahim Çamalan’a hediye ettim. Çünkü bazı şiirler yayımlanmak için değil, emanet edilmek için yazılır.
Bu metin, bir eşyanın değil; bir dostluğun, bir ortak hatıranın, ve şiirle kurulmuş bir yol arkadaşlığının hikâyesidir.
Saygıyla ve muhabbetle selamlıyorum.
ADEM GÜMÜŞ
5.0
100% (2)