0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
114
Okunma
Bir aşkın iki kalbi vardı;
biri hırçın, diğeri uysal.
Coşkulu, yaşam dolu, kıpır kıpırdı yüreğim.
Her yer beyaz bir ışıkla aydınlanıyordu sanki.
Siyah saçların rüzgârın ahengine kendini bırakmış,
sen yürüdükçe zaman yavaşlıyor,
hayat ağır çekimde akıyordu.
Kahkahaların,
“mutluluğu ben inşa ettim” dercesine
gökyüzüne bir mesaj bırakıyordu.
İnanmak ne kadar da zordu;
çetin bir kış gününde güneşli bir bahar gibi.
Her yer cıvıl cıvıldı,
kuş seslerinden geçilmiyordu sanki.
Ben nasıl bir döngünün içine düşmüştüm?
Aşk dedikleri şey bu muydu?
Şaşkınlıkla düşünüyordum;
aklım susuyor,
kalbim acele ediyordu.
Ellerim uyuşmuştu,
kalp ritimlerim yükseliyordu.
Hiç bu kadar heyecanlanmamıştım oysa ki;
kalbim benden önce ona varmak istiyordu.
Sonra sesler çoğaldı;
herkes ona “Hüzün” diye sesleniyordu.
Demek ki neşenin ardında
hep gizli bir hüzün varmış.
Bazen acıları dindirmek,
kahkahalara sarılmakmış.
Peki şimdi ben,
hüzneme mi âşık olmuştum,
yoksa neşeye mi?
Kendimi sorguladım,
kalbimin en sessiz yerinde.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.