5
Yorum
9
Beğeni
5,0
Puan
212
Okunma
EYLÜL’ÜN ARDINDAN
Sonbahar ıslıklarını çalmaya başlamıştı gene.
Eylül kadar kararsız gidişler dolanıyordu ayaklarıma.
Sanki “dur” diyordu tüm sarmaşıklar, dolandıkları yerlerime.
Atamadığım adımlarımın üzerine devriliyordu koca çınarlar.
Benzi solmuş bir yaprak dökümünün arasına sığınmıştım oysa.
Ne bir papatya kaldı ellerimde, ne şans getirecek bir yonca.
Dokunamadığım, tutamadığım ellerine bir yığın hasret bırakıyorum.
Okşasan da saçlarımı, hükmü kalmadı artık parmak uçlarının.
Ne bahar fısıldadı adını kulaklarıma, ne güz yağmurları...
Yazdan kalan kocaman iç çekişler sığdırdım göğsüme.
İster sonbahar ol bana, ister kış;
Eylül gibi kararsız, sonbahar kadar hüzünler bırakıyorum sana.
Bassan da bağrına gözyaşlarımı, öpsen de ellerimin alev alan yerlerini,
soluğunda hissedeceksin yüzüne çarpan rüzgârı.
Nerede bir tren istasyonu görsem, ayrılıkların hançeri batardı göğsüme.
Sırtımı delerdi ucu sivri gidişler.
Derin bir iç çekişin kokusu sarardı rayları
ve gözyaşlarım sulardı tüm istasyonu.
Bilemezdim bir mevsimin de bana uğrayacağını
ve hıçkırıklar kadar hüzünler bırakacağını garların.
Nereden bilirdim...
Şimdi sevgili, hançer yarası vedalar bırakıyorum sana.
Unutmadan, bir de mendil; işlediğim tüm anılar orada gizli.
Belki saklarsın tozlu raflarında, belki silersin bıçak yarası tüm anıları!
Ayten ALTINTOP ✒️
19.09.2022 / 09:30
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.