0
Yorum
6
Beğeni
0,0
Puan
130
Okunma
Taşın hafızasıyla başlar secde,
Alnımda yeryüzünün eskimiş harfleri.
Bir tarafım siyah bir suskunluk,
Öte yanım altın bir bekleyiştir;
İkisi de susar,
İkisi de çağırır.
Karanlık bir mihraptır gölgem,
Işıkla yarılmış bir eşikte dururum.
Zaman diz çöker benden önce,
Mekân nefesini tutar.
Secde, sadece yere değil,
Tarihe kapanmaktır.
Bir küpün suskunluğu konuşur içimde,
Bir kubbenin yarası kanar sessizce.
Taş, taşa bakar;
Dua, duaya yaslanır.
Ben aradayım:
İki yönlü bir “Âmin” gibi.
Ayaklarım dünyaya zincir,
Alnım semaya mühür.
Yolum ne doğu ne batı,
Yolum secdevârî bir çizgi.
Adımlarım silinirken,
Niyetim belirginleşir.
Rüzgâr, ismimi unutur,
Toprak beni hatırlar.
Bir şehir ağlar içimde,
Bir şehir susar.
İkisi de kutsaldır,
İkisi de yaralı.
Gölge uzadıkça ben küçülürüm,
Küçüldükçe hakikate sığarım.
Secde bir yok oluş değil,
Fazlalıklardan arınmadır.
Ego, kapıda kalır;
Ruh içeri alınır.
Kıblemâbeyn (İki kıble arası) bir sessizlik çöker,
Harfler anlamdan önce eğilir.
Dua, dilimi aşar,
Kalbimi geçer.
Ben artık ben değilim;
Bir yön, bir teslim olurum.
İki kutup arasında donmuş bir zamanım
Ama o an sonsuzdur.
Taş konuşur, kubbe dinler,
Yer göğe emanet edilir.
Secde biter sanılır,
Oysa asıl o zaman başlar.
HABİB YILDIRIM / BÂİN-İ ADLÎ
(6 Ocak 2026)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.