1
Yorum
11
Beğeni
5,0
Puan
252
Okunma
Elimi kaldırıyorum en olmaz sorularına hayatın.
Yanlış anahtarlarını taşıyorsun cebinde kapımın.
Hayret!
Gökkuşağının yedi rengi varmış,
oysa ben en çok birine aşinaydım.
Çünkü her yağmur yağdığında kirpiklerinin altına gizlenirdim ben senin.
Yılların buruşturamadığı bir adam bakıyor aynada bana.
Saat çeyrek geçse ikiyi,
gelecek zamanı beklemeden gitmiyordu yanımdan.
Ellerim susuyordu masada, sıcak çay bardaklarına sarılarak.
Saksıdaki sardunya gibi susup gelişini bekliyordum.
Öykünüyorum yaşlı bir adama,
çünkü pazar yerlerinden meyve sağıyor akşamın karanlığında.
Elimi kapatınca atlasın üzerine bir pergel gibi
bütün dünya bir karış aslında.
Ama biliyorum bu dünya yaşlı
ve hasta
ve hilebaz.
Eylül ve insan yağıyordu,
hepsi de sebepsizce gitti.
Astım gül kurusu yalnızlığımı,
beyazlarla birlikte kuruyor.
Savsak bir kırlangıç balkonumda uykuda.
Ağaç sesleri deniz yönünden eserken
yara en az bir kabuk daha bağlar bu gidişle.
Acısını biriktirip yeni bıçaklanmalara, bıçağını yarasında bileyerek.
İstasyonlar yeni trenler deniyor peşi sıra.
Gidenler gelenleri hayra yoruyor.
Hülasa, mektuplarını yastığımın altında saklıyorum.
m.emre
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.