0
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
41
Okunma
Gezdim şu dünyayı, gördüm halleri, Kimi ağlar geçer, kimi gülleri.
Hepimiz bir asıldan gelmişiz ama, Ayrı ayrı öter sevda dilleri.
Gözümün ferine bir perde indi, İçimde sönmeyen bir ateş yandı.
Sandılar ki dünya karardı gitti, Oysa asıl ışık içe dayandı.
Kibir dağı sarmış her yanımızı, Unuttuk biz asıl devranımızı.
Toprağa basmaya çekinir olduk, Oysa o alacak her canımızı.
İlim kapısını açmak istersen, İnsanı insandan seçmek istersen,
Gönül kırmamaya ant içmelisin, Sırat köprüsünü geçmek istersen.
Gördüm ki her çiçek ayrı kokuyor, Kader tezgâhında ömür dokuyor.
Kimi ipek giymiş, kimi bir hırka, Herkes kendi bildiğini okuyor.
Arı çiçek arar, bal yapmak için, İnsan huzur arar, el yapmak için.
Kırma şu gönülü, tamiri güçtür, Yıkma köprüleri, yol yapmak için.
Gece yıldızlara baktım daldım da, Kendi benliğimde garip kaldım da.
Anladım ki her şey bir rüya imiş, Bu fani dünyadan payım aldım da.
Dostluktur insanın asıl serveti, Göstermeli her can biraz şefkati.
Bölüşürsen ekmek baldan tatlıdır, Bırak bu hasedi, bırak nefreti.
Özümüz topraktır, sözümüz toprak, Dalımızda sallanır bir sarı yaprak.
Gelenler gidiyor, yerleri dolmaz, Bize bizden yakın o kara toprak.
Okumak dedikleri, harf seçmek değil, Zalimin önünde diz çökmek değil.
Asıl hüner budur koca dünyada, Eğilip bir garip el öpmek değil.
Zaman su misali akar da gider, Ömür defterini yakar da gider.
Geriye ne kalır bir hoş sadadan? Ecel şu belini büker de gider.
Ben bir garip yolcu, heybemde hüzün, Ne farkı kalır ki gecenle güzün?
Eğer bir gönüle girebilirsen, Güleç olur senin o solgun yüzün.
5.0
100% (1)