7
Yorum
24
Beğeni
0,0
Puan
274
Okunma
I.
Zamânın keşmekeş-i hengâmında durdum,
kelâmımı susturdum sadrımda ;
zira bilirdim ki;
sükût dahi bir nevî kelâmdır
ve söz, çoğaldıkça mânâ eksilir,
eksildikçe hakikat perde perde çekilir.
II.
Eşyâ önde saf saf dizildi: taş, yaprak, zerre…
Her biri değer bulur Sâni‘nin nefesiyle.
Zirâ “her şey mânâ-yı harfîyle okunur”
ve varlık,
ancak işaret ettiği anlam ile kıymet bulur.
Ve Şems tecellî etti,
amma ziyâsı kendine münhasır değildi;
Nihayetinde ışık, sahibini gösterir,
Bilhasa: Eserde ustayı inkâr eden
bakmayı öğrenmemiştir.
III
Adem konuştukça çoğu zaman
hakikati örter.
Kelâm, perde olur mânâya birer birer;
oysa sükût;
en berrak hitaptır.
Çünkü “hakikat, ihtiyârsız bilnir”
ve bilinmek için yüksek sese muhtaç değildir.
IV
Anladım ki iman,
cevapların çokluğu değil; sualin yerli yerine koymaktır.
Zira “iman nurdur, küfür zulmettir”
ve zulmet,
ışığın yokluğu değil,
ziyânın seyr ü istikāmetten inhırâfıdır./ışığın yönünün sapmasıdır/
Bir zerrede kâinatı,
bir damlada ummânı gördüm.
Çünkü “cüz, küllün aynasıdır”
//cüz’de küllü inkâr eden, tamâmı rü’yet edemez.//
ve küçükte büyüğü inkâr eden
bütünü hiç göremez.
Yürüdü gölgem Asrın gür iddi‘âları yanısıra
ben ise bir mum yaktım.
Bağırmadım,
çünkü bilirim:
Karanlıkla kavga edilmez,
o ki ancak ışığı sevmez...
V
Netîce şudur ki kelâmın izzeti sükûtta,
Sükûtun hikmeti derûnî tefekkûrda,
İnsan sustukça eşyâ lisân bulur hayatta,
Eşyâ sustukça Hakk, ayân olur nazarda..
İşte o vakit : Beşer insan-ı kamili mi bulur?
Bu söz ne figân içindir ne de iddi‘â,
Bir çağrı değil, bir yürüyüştür sükûta
Benliği eritip Hakk’a varanlara rehâ,
Yol azığıdır bu kelâm, taşınır sabırla.
İnsân olmak, zahirde sâde bir sûret,
Bâtında mihnetle yoğrulmuş ağır bir seyr ü sîret
Velhasıl: insan olmak ne kadar zormuş...
Üstadıma saygı ve dua ile... Dilimiz sürçü lisansa affola...
Yağmur bey divanından....
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.