0
Yorum
11
Beğeni
5,0
Puan
162
Okunma

Sabahın karanlığında çıkılırdı yola,
gece ne getirdi bilinmezdi.
Güneş doğmazdı üzerlerine;
etrafları karanlığa gömülürdü.
Eller siyah elmasa dokunurdu,
yüzler siyahtı,
içlerdeyse sessizlik ağırdı.
Alın teriyle kazanılan
bir lokma ekmekti hayat.
Bir ekmek yarısı kadar umutları vardı;
onu da bölüşmeyi
çok erken öğrenmişlerdi.
Eller nasırlıydı,
umut kirliydi
ama onurluydu.
Bir çay bardağında ısınırdı dünya,
bir ateşin başında
susarak.
Sokaklar konuşurdu geceleri,
hasretin sesi dokunurdu yüreklere.
İsimler fısıltıyla anılırdı,
çünkü ses bile yasaktı.
Bir adam kaybolurdu bir sabah;
günlerce, haftalarca
evini, çocuğunu görmeden.
Korkulu gözlerle veda edilirdi;
sarılmak kısa,
sessizlik uzundu.
Gözler, suretler karanlığa gömülürdü;
arkasında yarım bir cümle kalırdı.
Babalar gözlerini yere gömerdi;
kara elmas alışkındı bu bakışlara.
Analar, eşler, çocuklar sessiz ağlardı.
Kaç can kara elmasa gömülüp gitti;
arkalarında öksüz kalan yavrular,
dökülen gözyaşları
toprağın üstüne…
Kimse zengin değildi,
kimse masum da sayılmazdı.
Ama açlık bile
başını öne eğmezdi.
Hiç kimse büyümedi;
yalnızca yaşlandı.
Takvimler ilerledi,
ama içimizde hep aynı yıl kaldı:
soğuk, sert
ve kimseye anlatılamayan.
Adı kara elmastı;
farklı derinliklerde olsa da
belki bir dahası yoktu,
belki…
Cebe değil,
alna yazılırdı:
kader.
Ekmek içindi bütün mücadeleleri;
ama canları pahasına çalışırlardı.Yarınları beki yoktu. ..
Çünkü onlar,
bir maden ocağının çalışan yiğitleriydi.
Asya Öztürk
25.12.2025
5.0
100% (6)