1
Yorum
16
Beğeni
0,0
Puan
222
Okunma
Nazari Mecmua’nın Dibacesi (Tercüme)
Hamd ve övgü, aşkı bir imtihan, bu imtihanı da bir yol ve hidayet vesilesi kılan Allah’adır. Salât ve selâm, ölümü ve dirilişi tek bir sırda birleştiren Peygamber’e olsun.
Bu mecmuada bir araya getirilen iki gazel, maşuğun matemi konusundadır. Bunlardan ilki asıl gazel olup yok oluş ve fanilik hâlini dile getirir; ikincisi ise ona nazîre olarak, yokluğun içinden doğan kalıcılığı ve manevî dirilişi işaret eder. Sözlerde farklılık, anlamda ise birlik vardır.
Bu beyitler bir yakınma için değil; benliği eriterek Hakk’a doğru yürüyüşün bir sembolü olarak söylenmiştir. Okuyan, dış anlamda takılı kalmayıp derin manaya yönelsin.
Gazel-i Mâtem-i Ma‘şûk / Nazîresi (Tercüme)
Bir an içinde, hayal sanılan kavuşmanın nefes bağı koptu;
Varlık ve bozuluş aynası, güzelliğinin gölgesini kanla yansıttı.
Bir vakit geldi, baharın sönüşünden doğan ayrılık ufku kararttı;
Eşyânın sureti yetim kaldı, hatıraların meskeni viraneye döndü.
Bir gün, anlamların güzellik güneşi batışa geçti;
Manaların kavranışı, karanlığın içine sürüklendi.
Hayalin aydınlığı soldu, anlayışın bülbülü sustu;
İşaret dili kırıldı, sözün cevheri yere düştü.
Varlık bedenden el çekti, ruh görünmeyen âleme doğru yol aldı;
Bu dünyada hayat küle döndü, son anlamı ahirete kaldı.
Ayrılığın toprağında, hayalden örülmüş varlık bağı çözüldü;
Geriye yalnızca, varlığa yönelmiş titrek bir secde gölgesi kaldı.
Dîbâce-i Mecmua-ı nazari
Hamd ü senâ ol Hakk’a ki aşkı belâ, belâyı hidâyet kıldı. Salât ü selâm ol Nebî’ye ki ölümle dirilişi bir sırda cem‘ kıldı.
İşbu mecmuada cem‘ olunan iki gazel, mâtem-i ma‘şûk bahsinde vârid olmuşdur: evveli asl olup zevâl ile fenâyı, sânîsi nazîre olarak yokluk içre bekāyı işâret eder. Lafızda ihtilâf, mânâda ittihâd vardır.
Bu ebyât, figân için değil; benliği eritip Hakk’a yürümenin remzidir. Okuyan, zâhire değil bâtına nâzır ola
Gazel-i Mâtem-i Ma‘şûk/Nazîre-i Mâtem-i Ma‘şûk
Bir ân koptu rîşte-i enfâs-ı vuslat-ı vehmin
Âyîne-i kevn ü fesâd kan kusar sâye-i hüsnün
Bir vakit çöktü ufka hicrân-ı zevâl-i bahârât
Yetîm kaldı sûret-i eşyâ, harâb oldu mesken-i hatırât
//
Bir rûz gurûb eyledi şems-i cemâl-i mefâhim
Karanlığa sürüklendi idrâk-i basar-ı meânî
Nevverd-i tahayyül soldu, bülbül-i fehm sustu
Lisân-ı işâret kırıldı, cevher-i nutk düştü
Cisminden el çekti mevcûd, rûhun seyr etti gayba
Bu fânîde kül kesildi hayât-ı meâl-i ukbâ
Hâk-i firâkında çözüldü bend-i vücûd-i vehmîm
Bir secde kaldı varlığa, titreyen gölge-i haylîm
//
Son bakışında dağıldı ukde-i suâl-i idrâk
Ey yâr-ı nihâyet, mevtinle mahkûm oldu şehvet-i insilâk
Yağmurbey divanından...tercüme hikayede verilmiştir.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.