0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
87
Okunma
Erguvanın en sessiz vaktinde çöktü içime bir sır,
Ne rüzgâr vardı ortalıkta ne de bir yaprak ürperdi,
Fakat kalbimin içinden geçen o ince titreyiş
Beni benden alıp sükûta sürükleyen bir çağrıydı.
Gölgesiz bir akşamın kıyısında duruyordum,
Benliğimin kılıfları birer birer çözülüyordu,
Erguvan nefesi değdi yüreğime usulca
Ve bütün iç karanlığım bir gül tüyü gibi hafifledi.
Sözlerin kıyısında kaldım o an,
Dudaklarımda söyleyemediğim bir hamd gizliydi,
Çünkü o nefes öyle derinden geldi ki
Sesim bile edebe durup geri çekildi.
Gözlerim kapalıyken gördüğüm ışık
Dışarıdan değil, içimin kıvrımlarından yükseldi
Belki de aşkın en ince tecellisi,
Görmeden uyandıran bu sessiz nurdu.
Yolun ortasında beni durduran bir sızı
Adı konmamış bir teslimiyet gibi içimde çınladı,
Erguvan nefesi yeniden dolunca göğsüme
Gölgem bile hafifledi toprağın üstünde.
Bir kelime aradım o hâli anlatacak
Ama kelimeler eridi ellerimin arasında,
Çünkü aşkın nefesi dışarıdan esmezmiş,
İnsanın özünden doğup âleme yayılırmış.
Sanki göğsümün içinde ince bir sema dönüyordu,
Her dönüşünde bir perde daha kalkıyordu ruhumdan,
Aşkın o erguvan rengi nefesi
Benliği bedenden çekip alıyor gibiydi.
Ve o an öğrendim:
Aşkın ateşi yakmazmış, yalnızca çözermiş
Benliğim bir tül gibi sökülürken içimden
Geride sadece sana bakan saf bir öz kaldı.
Erguvan nefesi doldu göğsüme,
Benliğim eridi bir tül gibi Rahman’ın nurunda,
Sanki içimde ezelden kalma bir seher uyandı
Her nefeste bir perde kalktı,
Bir sır doğdu varlığımın ucunda.
O nefesin dokunduğu her zerrem
Kendi adını unuttu, seni anmaya yöneldi,
Erguvanın sakladığı o ince hakikat
Aşkın kendimi unutturan sessiz görkeminde,
Ruhumda bir gül gibi açtı.
HABİB YILDIRIM / BÂİN-İ ADLÎ
(17 Kasım 2025)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.