16
Yorum
31
Beğeni
5,0
Puan
253
Okunma
Bir zamanlar sessizdi bu şehir,
Martıların kanadında ezan sesiyle uyanırdı sabah.
Çay kokusu yayılırdı taş sokaklara,
Bir simit, bir tebessüm yeterdi hayata.
Sular daha berraktı, gökyüzü daha yakın,
Bir vapur düdüğüyle başlardı umut.
Kız Kulesi sessiz bir sır taşırdı gecelere,
Ve biz, kalbimizi bile sokağa bırakırdık korkusuzca.
Şimdi betonlar yükseliyor göğe inat,
Rüzgâr bile yönünü şaşırıyor sokak aralarında.
Gönüller dar, yollar kalabalık,
Ve kimse kimsenin yüzüne bakmaz oldu artık.
Ama yine de…
Bir umut var hâlâ Galata’nın taşlarında,
Bir dua var hâlâ Eyüp’ün sabahında,
Bir sevda var hâlâ Boğaz’ın sularında.
Ey İstanbul,
Sen hem vuslat hem hicransın,
Bir yanın gül bahçesi, bir yanın gurbetin ta kendisi.
Kimi seni terk ederken ağlar,
Kimi seni bulunca susar.
Ama kimse senden bütünüyle kopamaz.
Ey zamanın aynası,
Ne çok şey değişti sende…
Köprülerin altından geçen vapurlar gibi,
Geçti gençlik, geçti sevdalar,
Ama geçmedi içimizdeki sen.
Bir cami avlusunda huzur arar yorgun ruhlar,
Bir bankta geçmişini özleyen bir ihtiyar,
Bir kahvede, kahkahaya karışır sessiz bir yalnızlık.
Sen hem bir sığınak,
Hem de bir sınavsın insan yüreğine.
Ey kadim şehir,
Her köşende bir dua yankılanır hâlâ.
Eyüp’te bir sabır,
Beyoğlu’nda bir kayboluş,
Üsküdar’da bir anne duası,
Surlarında bir çocuk gülüşü saklı.
İstanbul,
Seninle yaşamak bir imtihan,
Ama sensiz yaşamak bir eksiklik.
Her gidişin içinde bir dönüş gizli,
Her vedan bir kavuşmaya gebe.
Ve bil ki,
Bir gün yine martı seslerinde bulacağım seni.
Bir sabah ezanında, bir çocuğun “anne” deyişinde,
Bir vapurun dumanında yeniden doğacaksın.
Çünkü sen —
Ne tamamen geçmiş,
Ne de yalnızca bugün oldun.
Sen,
Kalbimizin orta yerinde
Hiç sönmeyen bir özlem gibi duran,
Yorgun ama hâlâ güzel İstanbul’sun.
5.0
100% (24)