6
Yorum
18
Beğeni
5,0
Puan
378
Okunma
Bir bayram sabahıydı,
gökyüzü, eski bir mendil gibi katlanmıştı pencereye.
Fahriye teyze,
göğsünde bir çınar yaprağı gibi titreyen bekleyişle
oturuyordu zamanın ucuna.
Ev,
bir zamanlar çocuk sesleriyle dolmuştu—
şimdi duvarlar,
yalnızca saat tik taklarını yankılıyor.
Her tik: “Gelmediler.”
Her tak: “Yine gelmediler.”
Kına değil artık ellerinde,
zamanın pası.
Baklava değil tepsisinde,
anıların kırıntısı.
Sarma değil tabaklarında,
dilsiz bir özür gibi sarılmış suskunluk.
Fahriye teyze,
bir çiçek gibi açmıştı sabaha,
ama rüzgâr,
hep başkasının balkonuna uğruyordu.
Bir simitçi geçseydi belki,
belki bir ses olurdu,
belki bir “merhaba” düşerdi avlusuna.
Fotoğraflar albümde değil artık,
gözlerinin içindeydi.
Her göz kırpışı,
bir kareyi siler gibi.
Nergis’in gülüşü,
bir kuştu eskiden,
şimdi kafeste suskun.
Telefon çaldı.
Ses değil,
bir boşluk aktı ahizeye.
“Bayramınız kutlu olsun.”
Kutlu mu gerçekten?
Kutluysa neden bu kadar eksik?
Fahriye teyze,
bir dua gibi diz çöktü yalnızlığa.
“Ben gelemem,” dedi,
“siz gelin.”
Ama kimse duymadı,
çünkü sessizlik,
en kalabalık yankıdır bazen.
Sonra göğe baktı,
ve fısıldadı kendi kendine:
“Bayram, kapıya gelen evlat değildir sadece…
Bayram, kalbe inen Rahmet’tir.
Ve Rabbim,
beni hiçbir bayram sabahında
yalnız bırakmadı."
SEVGİ ŞAİRİ
5.0
100% (11)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.