2
Yorum
21
Beğeni
5,0
Puan
132
Okunma

Kapı Aralığında..
Ben,
Sükûtun en lal parşömeni,
üzerine yazılmış, okunmamış bir alfabe.
Kelimelerim, mağaralarda yankılanan
unutulmuş atların nal sesleri.
Kozmik bir sesin, tenimde bıraktığı
toz tanesiyim belki de.
Zihin, o en usta demirci,
örsünde vehimleri döver gece boyu.
Düşünceler, paslı bir makastan dökülen
kumaş parçaları gibi;
ne bir elbiseye yeter,
ne de bir yarayı sarmaya.
Yine de biriktirirsin,
belki bir gün, kim bilir,
bir anı yamamaya…
Boşlukta asılı duran bir katre sanki zaman,
ne düşer, ne de buharlaşır.
Sadece titreşir kendi varlığında.
Biz o titreşimin içinde,
kaygan bir zeminde yürümeye çalışan
gölge yolcularıyız.
Ayaklarımızın altında ezilen
anların çıtırtısı…
Hepsi bu.
Hafızanın ambarları ne kadar da kalabalık,
ve ne kadar da dağınık.
Paslanmış bir bisikletin zili,
çocukluktan kalma,
aniden çalar en olmayacak yerde.
Gül kurusu bir hüzün yayılır ortalığa,
ismi konulmamış bir ızdırabın kokusu.
Her şey, üst üste yığılmış birer eşya,
her an devrilecekmiş gibi duran…
Ve sen,
o kapı aralığında beklersin.
Ne içeri tam girmiş, ne dışarı tam çıkmış.
İçerisi, muğlak bir loşluk,
dışarısı, kör edici bir hiçlik.
Elinde ne bir anahtar, ne de bir tılsım.
Sadece avuçlarında biriken,
nereden geldiği belirsiz bir sıcaklık.
Bırak o aralıkta kalsın kapı,
bırak rüzgâr kendi türküsünü söylesin.
Varlığın en derin bilmecesi,
cevabında değil,
sorunun kendisinde gizlidir belki de…
O soruyu solumaktır yaşamak,
her nefeste,
yeniden..
Hasan Belek
28 06 25
Akçay
5.0
100% (8)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.