1
Yorum
7
Beğeni
4,5
Puan
270
Okunma
Beni kim itti bilmiyorum
adı konmamış bir sabah mı
annemin son duası mı
yoksa doğarken içime düşen uğultu mu?
Göbek bağım hâlâ cebimde
bağlayamıyorum hiçbir yere kendimi
hayatın demir korkuluğuna bile.
Bir koltuk var eski evden kalma,
üzerine bırakılmış bir gömlek
koltuk altında ter,
cebinde unutulmuş bir dostluk:
askıda bir çift eldiven
biri çoktan gitmiş
öteki hâlâ direnir aydınlığa
gözleriyle.
Zemine serilmedi hiçbir şey
ne kilim
ne de çarşafa yayılmış kayısı.
Taş vardı sadece
düşenin ilk tanıdığı.
Balkondan sarkan çiçekler eğildi
hiçbir vedaya.
Boyunlarını rüzgârıma uzatmadılar
gözbebeklerinden öpmedim sesimle.
Sustular.
Ben de sustum.
İndim
kat kat kendimden:
beşten dörde,
dörtten üçe,
üçten eksi bire.
Her katta biraz eksildim
her kat biraz ben oldum
bir annemin sesi
bir duvarın susuşu
bir çocuğun unutuluşu gibi.
Rüyama geldiler sonra
biri cebinden uğultu çıkarıp elime koydu
“işte hayat,” dedi
“bunu dinle.”
Yüzümde taş gibi bir sessizlik
kan dolu bir ağız
bir annenin sustuğu kadar suskun.
Gölgem, lacivertten başlayıp
siyaha döndü.
Düştüm sessizce,
bir mavi çığlık gibi
Pembe yaldızlı odalara
Biri beni tutsun şimdi
ya da getirin göbek bağımı
ancak o bağlarsa beni yeniden
çocukluğumun en ucuna
veya
ölüme yakın bir merdiven boşluğuna.
5.0
75% (3)
3.0
25% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.