1
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
75
Okunma

Varoluşun sesi..
Bir soru işareti gibi doğuyoruz karanlıktan,
belirsiz bir boşlukta çırpınan küçük bir kıvılcım.
Nedir bu telaş, bu aceleci koşturmaca?
Hangi anlam gizlenir nefes alışverişlerimizde?
Zaman bir nehir gibi akıyor ellerimizden,
her an bir önceki anının solgun bir gölgesi.
Dün yok artık, yarın henüz bir hayal,
bugün ise kaçıp giden bir kum tanesi.
Düşüncelerimiz birer kelebek,
uçuşuyorlar bilinç bahçesinde.
Yakalamaya çalıştıkça kaçıyorlar,
gerçeğin rengi soluyor parmaklarımızda.
Özgürlük bir yanılsama mı sadece?
Zincirlerimiz görünmez, ama hissedilir.
Seçimlerimiz birer kavşak noktası,
her biri farklı bir bilinmezliğe açılır.
Aşk bir muamma, bir ateşböceği ışıltısı,
karanlıkta yol gösteren bir umut belki de.
Ama ya sönerse o küçük alev,
geriye ne kalır, bir avuç kül mü sadece?
Evren kocaman bir bilinmeyen denklem,
çözmeye çalıştıkça karmaşıklaşıyor.
Yıldızlar birer sessiz şahit,
sırlar fısıldıyorlar sonsuz boşlukta.
Ölüm bir son mu, yoksa bir başlangıç mı?
Perdenin arkasında ne var, kim bilebilir?
Belki de her son, yeni bir doğumdur,
evrenin döngüsünde kaybolan bir nokta.
Ve biz, bu labirentin yorgun yolcuları,
anlam arayışıyla tükenen birer gölgeyiz.
Ama belki de anlam, arayışın kendisidir,
yolculuğun her adımında saklıdır bir nebze.
Sadece suskun bir merakla izliyoruz,
bu karmaşık dansı, bu sonsuz oyunu.
Ve belki de en büyük felsefe,
sadece "olmak"tır, tüm sorulara rağmen...
Hasan Belek
26 04 25
Akçay
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.