7
Yorum
23
Beğeni
5,0
Puan
436
Okunma

Önce, İstanbul’da bundan tam 117 sene önce yaşanan utanç dolu bir hâdiseyi anlatayım:
İngiltere, o dönemde dünyânın en büyük sömürgeci gücü olmasına rağmen, Abdülhamid karşıtı Türk entellektüellerin gözünde “dünyânın en demokratik ve insânî devleti” idi ve bu kanaât senelerce devâm edecekti...
Derken 1908’e gelindi, Abdülhamid 30 sene önce askıya aldığı anayasayı 23 Temmuz 1908’de tekrâr yürürlüğe koymak zorunda kaldı ve Türkiye’de “İkinci Meşrûtiyet” dönemi başladı!
İngiltere’nin İstanbul’daki büyükelçisi , Meşrutiyet’in ilânından önceki günlerde Türkiye’de değildi ve şehre anayasanın yeniden yürürlüğe konduğu 23 Temmuz 1908’e geldi.
İşte o gün, utanç dolu bir hâdise yaşandı...
Büyükelçi, Sirkeci İstasyonu’na tren ile gelmişti. Abdülhamid’in muhâlifi ve İngiltere’nin dostu olan ne kadar Türk varsa istasyonda idi ve Büyükelçiyi alkışlarla, “Yaşa”, “Vârol” haykırışları ile karşıladılar.
Ama sevinç gösterileri kâfi gelmedi ve asıl rezâlet bundan sonra başladı: Gençler, büyükelçinin bindiği sefârete âit arabanın atlarını çözüp kenara çektiler ve arabayı kendileri çekmeye başladılar; yâni Abdülhamid’e muhâlefetlerinin sevki ile İngiliz Büyükelçisi’nin güle-oynaya atı oldular!
Muhâlifler, İngiltere’ye yaptıkları bu yalakalığı kâfi görmemiş olacaklar ki, ertesi gün heyet teşkîl edip İngiliz Büyükelçiliği’ne gittiler; Büyükelçiye “başarı temennîlerini” sundular ve Büyükelçinin kupkuru bir teşekkürü ile mestolmuş vaziyette binâdan ayrıldılar!
Târihçi Murat Bardakçı’dan:
Ama, yine de şükredelim:
Türkiye’de artık koşum takımlarını sırtına alıp
İngiliz elçisinin arabasını at gibi çekmeye kalkışanlar kalmadı,
sâdece “Ââââh İngiltere, vâââh İngiltere! Neredesin? Kurtar bizi!” diye ağlaşıp duranlar var!
Nerde dîne o hürmet, nerde töre saygısı?
Guslederken mundarı, êy haçlı şatırları.
Türedi zendekânın hizmetmiymiş kaygısı,
Pek de heveslisiniz, kevâşe natırları!
Hiç mi utanmadınız asarken câmi’lere,
Mübârek ramazan’da ecnebî mahyasını?
"Welcome", "God save the Queen", azgın harâmilere,
Necîb millet tutarken yiğitlerin yasını!
Harâmdır her lokmanız, kursağınız cenâbet,
Mandacı bellettiniz nûrânî yatırları.
Mekâre artıkları, var mı gram necâbet?
Adı-sanıyla heyhât gömdünüz batırları!
Ne hakkı tanıdınız, kezâ ne hakîkati,
Yiğit katledilse de hakkını vermek lâzım.
Dînime yüklediniz topyekun kabâhati,
Farz oldu bundan gayrı hakîkatli bir nâzım.
Lopur lopur yuttunuz Siyon’un azığını,
O kabîh tiyatroda sallarken satırları.
Ardınız çok mu sevdi, küffârın kazığını?
Sizi gidi canhıraş faytoncu katırları!..
Mundar/Murdar: Pis. Kirli. Mülevves. Temiz olmayan.
Şatır: Tören ve alaylarda pâdişâhın, vezîrin yanında yürüyen görevliler.
Zendekâ: Kâfirlik. Dinsizlik.
Kevâşe: Sürtük, kaltak, fâhişe.
Natır: Kadınlar hamamında hizmet eden ve müşterileri yıkayan kadın.
Welcome: Hoş geldin(iz).
God Save The Queen: Tanrı Kraliçeyi korusun.
Necîb: Soyu sopu temiz pak olan kimse. Güzel ahlâk sâhibi.
Manda: Kendini idâre edemeyen bir memleket ahâlisini başka bir yabancı devletin idâre etmesi.
Yatır: Belli bir yerde mezarı olan, doğaüstü gücü bulunduğuna ve insanlara yardım ettiğine inanılan ölü, evliyâ.
Mekâre: Eskiden kirâ ile tutulan yük hayvanı.
Necâbet: Soyluluk.
Batır: Yiğit, cesûr. Kahraman, bahâdır.
Nâzım: Düzene koyan, düzenleyen, tertîp eden.
Lopur Lopur: İştâhlı iştâhlı.
Kabîh: Çirkin, fenâ, kötü, yakışıksız, ayıp.
Canhıraş: Dayanamıyacak derecede acı ve keder veren. Can yakan, yürek paralayan, tüyler ürpertici.
Katır: At desen at değil. Eşek desen eşek bile değil!
5.0
100% (16)