8
Yorum
16
Beğeni
5,0
Puan
365
Okunma

Bu şiir, geceyle konuşan bir ruhun, sessizliğin koynunda yankılanan içsel bir yolculuğudur. Adımların yankı bulmadığı sokaklarda, taş duvarlara ve gölgelere sırlarını emanet eden bir yolcunun dilinden dökülenlerdir bunlar.
Modern hayatın gürültüsü susunca, insanın kendi özüne dönme ihtiyacı belirir. İşte bu şiirde, şair hem mekânsız hem zamansız bir düzlemde, varlıkla yokluk arasındaki o ince çizgide hakikatin izini sürüyor. Asfaltın seccade olduğu, nefesin secdeye vardığı yerde, artık sözler susar; geriye sadece öz kalır.
Rüzgârın fısıltısı, taşların dili, geçmişin türküsü ve gecenin sessizliği... Hepsi bir araya gelip şairin arayışına rehber olur. Ve biz okurlar, bu mistik atmosferin içinde kendi benliğimizle yüzleşmeye davet ediliriz...
Sessiz sokaklar...
Adımlarım yankısız,
Taş duvarlar sırdaş,
gölgeler arkadaşım.
Bir yolcu ruhum,
zamansız, mekansız,
Derin bir nefesle
geceye karıştım.
Havada asılı
bir damla hüzün,
Hayal mi gerçek mi,
bilinmez bu diyar.
Sessiz çığlıklar
biriktirir özüm,
Her köşede gizlenen
eski bir sır var.
Fısıldar rüzgâr,
taşların dilinden,
Anlatır kaybolmuş
zamanların türküsünü.
Bu sessiz gecede,
kurtulur bendinden,
Ruhumun giydiği
eski örtüsünü.
Taşlar sanki seccade,
nefesim secdeye varır,
Hiçliğin koynunda
ararım kendimi.
Bütün gürültüler susar,
dünya daralır,
Bulmak için hakikat
denilen o demi.
5.0
100% (12)