2
Yorum
32
Beğeni
0,0
Puan
469
Okunma

kağıttan şehirlerin kibritten sokaklarına
metal yüklü bulutlardan kurşunlar yağarken
güneşin sıcak nefesi grafon yapraklı
çiçekleri ısıtmıyordu
şehrin sokağının sol tarafındaki kübik evler
sağ tarafındaki prizma evlerle selamlaşmıyordu
o yüzden cırcır böcekli yaz akşamlarında
hava soğuk ve sertti
karton banklarda oturan çırpı dalı adamlar
kara kara denizlerde mukavvadan gemilerini
batırmış kadar huzursuz kasvetli ve düşünceli
kiraz sapından ince belli kadınlarsa çok dertliydi
kocaman kocaman fötr şapkası olan modacılar
hep siyah elbiselerden dem vuruyorlardı
bu karmaşada bu kaosta büyüyen
çipil gözlü çilli çocuklarsa şaşkındı
ipten sarmaşık dallarından teneke salıncaklar
yumuk yumuk ellerini buz kesip üşütüyordu
saklambaç oynamak ise imkansız
hatta boşunaydı herkes mızıkçı
ebe olmak isteyen yoktu
kükürt is kokulu bahçelere
naftalin kokulu rüzgârlar eserken
parşömen kanatlı kelebeklerle arılar
sarı çimenlerde yan yatmış uzanıyorlardı
şehrin ruhani yalnızlığını kanatlarıyla kutsayan
meleklerse olup bitenleri izleyip
suskundular
........
günler aylar yıllar su akıp geçiyor
siyah geceleri mor günler hızla kovalarken
şehirler hep aynı ne ağlıyor ne gülüyorlardı
zorla aşkı dostluğu yaşatmaya uğraşan insanlar
efsunlu düşlerini dipsiz bir kara deliğe üşenmeden
sürekli boşaltırlarken
hayat hep devam ediyor
insanlar gizemli şehir efsanelerini kulaktan kulağa oyununu oynar gibi
hep birbirlerine fısıldaşıyorlardı
..............
ayşe uçar
21112010
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.