0
Yorum
4
Beğeni
0,0
Puan
224
Okunma
ÇOCUKLUĞUM
Çocukluğum,
özümle kaynaşmış bir yaraydı.
İlk acıyı
o eşiğin taşında tattım.
Hayat,
tek kanatla uçmaya zorlanan bir kuştu;
sol yanım sancı,
sağ yanım yarım kalmış bir çocukluk.
Ne zaman özgürlüğe koşsam
çala çamura bakmadan düşerdim yere.
Anlayacağın,
göğü eksik,
kanadı kırık bir kuştum ben.
Hüzün vardı, acı vardı;
ama sevinç
uzak bir iklimdi bana.
Gülmeye hep uzaktan baktım,
hasretin gölgesinde büyüdüm.
Parklarda koşmaya hasrettim,
bir babanın elinden güvenle tutmaya,
başımın okşanmasına,
sıcak bir kucağın şefkatine…
Bazen Ağustos’un kavurucu gecelerinde üşürdüm,
bazen zemheri ayazında
ateşler içinde
“anne… baba…” diye sayıklardım.
Uykularım sahipsizdi,
gecelerim hep ayaz.
Ve ilk kez…
evet, ilk kez kıskandım.
Hem de kendi çocuklarımı:
koşarak bana gelişlerini,
bir balonda dünyayı buluşlarını,
simit yerken gözlerindeki ışığı,
top oynayışlarını,
lunaparklardaki kahkahalarını,
“anne”, “baba” diyen dillerini,
dizimin dibinde masal dinleyişlerini…
Hep kıskandım,
kendi çocukluğumun yokluğunda.
Ben bu hayatta
hep üstü açık uyudum.
Rüyalarımı süsleyen
tadını hiç bilmediğim bir hayaldi:
bir Ankara gazozu,
bir sıcak simit.
Ah çocukluğum,
nasıl geçti,
hangi ara tükendi, bilmedim.
Geriye kurumayan gözyaşlarım kaldı,
bir de içimde ukde olan sokaklar…
Çamurlu yollarda top koşturmak,
toz duman içinde koşmak,
ter içinde eve dönmek
sadece hayaldi benim için.
Bayramlarda boynum bükük,
gönlüm yıkık döküktü.
Bu bir isyan değil;
sadece
koca bir ömürde
tek bir gün çocuk olma isteğiydi.
İşte benim çocukluğum:
gözyaşlarıyla sulanmış,
yokluğundan büyümüş,
kendi yaralarını taşıyan
sessiz bir hikâye.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.