11
Yorum
19
Beğeni
0,0
Puan
586
Okunma
Bayburt’ta doğdu Amasya’ya gitti
Eşraf Efendinin dersleri yetti
Tutuklandı çok kez beraat etti
Ali Hafız Efendi çektiği zar
Hafız İbrahim’den icazet aldı
Karasenir’de tam otuz yıl kaldı
İmamlık yaparak manaya daldı
Ali Hafız Efendi yüreği dar
Gözü yaşlı idi cömertti eli
Çocukları sever tatlıydı dili
Namazdan gayrı bükülmedi beli
Ali Hafız Efendi içinde yar
Bir lokmasını bile bölüp yerdi
Benim farkım sizden yaşlıyım derdi
Malını İslam’ın yoluna serdi
Ali Hafız Efendi verdiği kar
Bilgi isteyeni çevirmez geri
Dergahı hep açık hoşgörü yeri
Ölse de kurumaz alnında teri
Ali Hafız Efendi iffeti ar
Garip Hafız ile sohbet ederdi
Bütün hastalığı hemen giderdi
Talebeleri içinde kederdi
Ali Hafız Efendi alemde nar
Müridi saz çalmak ister çalamaz
Nefsani sevgisi çıkar alamaz
Kerameti gören asla solamaz
Ali Hafız Efendi gönülde har
Kabrini açanlar onu gördüler
Duruyor bedeni elin sürdüler
Kerpiçler düşse de tekrar ördüler
Ali Hafız Efendi sırlarda var
Sadık KARADEMİR
Amasya’da yetişen velilerdendir. 1892 yılında Bayburt’un Hart köyünde doğdu. Tahsiline Bayburt’ta başlayıp, Eşraf Efendi’nin derslerine devam etti. Sonra Hafız İbrahim Efendi’den icazet aldı. Önce Amasya’nın İlyas köyüne, daha sonra da yine aynı ilin Karasenir köyüne gelip yerleşti. Bu köyde otuz yıl kadar imamlık yaptı. Bu yüzden Amasya civarında "Karasenirli Hafız Ali Efendi" olarak tanındı. Birkaç defa tutuklandı ise de, siyasetle ilgisinin bulunmadığını ısrarla belirtmesi üzerine serbest bırakıldı. Amasya köylerinde İslam’ı öğreterek hayatını sürdürdü. Gözü çok yaşlı idi. Müridleri ile arasındaki farkı: "Evladım! Benim ile sizin aranızdaki fark, benim yaşlı, sizin genç olmanızdır" derdi. Çok cömertti. Bir lokması bile olsa onu talebeleri ile yemek isterdi. Çocukları özellikle çok severdi. Maaşını olduğu gibi hanımına verir, çarşı pazar işleriyle meşgul olmazdı. Şehir merkezinde, Şamlar türbesinde bulunduğu sırada başı ve kolları açık bir hanım ziyaretine geldi. Amasya tarihi üzerine kendisinden bilgi öğrenmek istedi. Hafız Ali Efendi Hazretleri istenen bilgileri gayet açık ve teferruatlı bir şekilde anlattı. Hanım çok memnun kalıp teşekkür ederek ayrıldı. Orada bulunan bir şahıs arkasından bakıp hafif bir şekilde tükürdü. Bu hareketi gören Hafız Ali Efendi Hazretleri çok üzülüp: "Neden böyle yaptın? O da Allah’ın kuludur. O kadın imanlı idi. Allah Teala bizi benlik tuzağından kurtarsın" dedi. Yakınında bulunanlar sayısız kerametini görmüşlerdir. Ali Hafız Efendi Hazretleri ile aynı devirde Gümüş kasabasında yaşayan "Garib Hafız (İbrahim Hakkı)" adında bir zat vardı. Bu zatla sık sık görüşürdü. Garip Hafız, ikindi vaktine kadar ziyaretçi kabul etmezdi. Bir gün Ali Hafız Efendi, talebeleriyle birlikte Garip Hafız Efendi’nin ziyaretine gitti. Vakit ikindiden önce idi. Ali Hafız Efendi, kapıda bekleyen talebeye: "Evladım! Garib Hafız Efendi’ye geldiğimizi haber ver" dedi. Talebe: "Efendim, geleceğinizi söyledi, sizleri bekliyor" dedi. İki zat uzun süre sohbet ettiler. Orada bulunanlar konuşulanlardan hiçbir şey anlamadılar. Zira onlar birbirlerinin derecesine göre konuşuyorlardı. Ali Efendi’de nefes darlığı hastalığı vardı. Yeşilırmak kıyısında yetişen bir bitkinin yapraklarını kıyar, tütün gibi yapıp sarar içerdi. Yine nefes darlığından rahatsız olup yattığı sırada, talebeleri ve sevenleri kendisine ziyarete geldiler. O da hemen ayağa kalkıp onlarla sohbet etti. Onun bu halini gören hanımı: "Efendi! Ben senin hastalığına inanmıyorum’’ dedi. Ali Efendi de: "Hanım, hanım! Onlar geldiğinde Allah Teala bana bir şevk veriyor, hemen ayağa kalkıyorum. Sağlık ve afiyet buluyorum" dedi. Talebelerinden biri, Hafız Ali Efendi’yi görmeden önce elinde saz, köy köy dolaşıp saz çalıyor, türkü söylüyordu. Bu zat bir gün Ali Efendi Hazretleri’nin elini öpüp bazı sorular sormak istemişti. Gördüğünde sorularının tamamını unuttu. Ziyaretinden sonra tekrar sorularını hatırladıysa da unutmasının bir keramet olduğunu düşündü. Tekrar ziyaret edip kendisine intisap etmek istedi. Ancak: “Efendim! Yalnız ben sazımı bırakamam” dedi. Ali Efendi Hazretleri de: "Çalabilirsen çal"’ dedi. Zamanla sohbetlerin tesiriyle kalbinden tamamen saz sevgisi çıktı. Çalmak istediyse de çalamadı. Ali Hafız Efendi Hazretleri, teveccühleri ile kalbinden o nefsanî sevgiyi alıp çıkardı. 1957 yılında vefat ettiği zaman 57 yaşında bulunuyordu. Vefatından dört yıl sonra talebeleri kabrini yaptırmak için açtılar. Bu sırada birkaç kerpiç düştü. Kabrin içerisini gördüler. Naaş bozulmadan defnedildiği günkü gibi duruyordu. Alnında hafif bir ter vardı. Bir talebesi başından sakalına kadar sıvazladı. Kabir yapıldıktan birkaç gün sonra, aynı talebe rüyasında Ali Hafız Efendi Hazretleri’ni gördü. Ona: "Âşık beni incittin" dedi. Sohbetlerinde sık sık tekrarladığı bir cümle şöyle idi: "Muhabbet edene muhabbet edilir. Seven sevilir. Unutmayan unutulmaz." Kalp üç şeyle hayat bulur:
Dünyayı sevmemek,
Allahü Teala’yı çok zikretmek,
Allahü Teala’ya yakın olmak.
Kalp dört şeyle de ölür:
Nefsin arzu ve isteklerini yapmak,
Şeytana uymak,
Dünyaya dalıp ahireti, ölümü unutmak,
Kötü düşüncelere sahip olmak.
Yüce Allah sırrını mukaddes ve mübarek kılsın.