1
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
1116
Okunma
Geçen gün,
Kapıdan içeri girdi,
İlham diye bir güzel Peri.
Selamsız, sabahsız tutuşturdu elime,
Kırık bir kara kalemi.
- ‘’İşim çok bekletme beni,
-Ne beklersin?!
- Haydi! Haydi! Hemen yaz!, alel acele bir pusula! ’’ dedi.
- Sonra çıkıp gitti, gerisin geri…
İçten içe hayıflandım kendimce;
’’Vay! Sen misin? Benden pusula isteyen...’’ diye..
Olan gücümü toplayıp,
Elimde vücut bulmuş,
Kırık kara kaleme doğru,
Eğildim hafifçe.
Duyulur, duyulmaz sesimle,
Söylendim kendi kendime;
‘’Yaz! Arzuhâlci hâllerimi..
Hal, vaziyet aynen böyledir, böyle!’’ diye…
’’YAZ! ARZUHALCİ; HALLARIM AYNEN BÖYLE BİLİNE!’’
NİŞAN TAŞI!
Hal bilmezlik,
Yol bilmezlik,
Belki de
Çaresizlik.
Umut ettim,
Çocukça.
Her şey,
Güzelleşir,
Düzelir
Diye.
Umutlarım,
Ümitlerim;
Değirmen taşı misali,
Ben sağa çevirdikçe
O sola çevrildi.
Düştüm bir gaflete…
Dil bilmez dilim,
Dilbaz oldu.
Küfür bilmez idi
Küfürbaz oldu.
Evvelce anılırdım;
Mahzun,
Mazlum,..
Biridir,
Diye.
Şimdiler de
Sorsan
Aynı
Ahaliye;
O!
Münkir,
Münafık,
Küfürbaz,
Nerde?
Diye...
Olmuşum
İşaret!
Kaşa,
Göze,
Ele,
Dile,...
Nişan taşıdır!
Diye.’’
Abbas DURAK(10.06.2016)
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.