0
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
1157
Okunma
Gece göz kırpıyordu yıldızla
Sevinçle ışıldayan dolmuş aya
Hubel’in üzerine kabenin gölgesi devrilmişken
Tarih yeniden yine vahiyle yazılırken
Ağlayan bir yetimin sesi duyuldu geceye yayılan
Emin bir kadından gelse de bedeni
Zarif ve narin bir kadına emanetti şimdi
Ayrılıp gitti çöle tanıdı bedevileri
Çöl gecelerinde tattı özgür kişiliği
Kim derdi ki secde etmediği sevemediği
O kaygısız ve umursamaz Hubeli
Lat Uzza ve Menat’ı devireceğini
Oysa masum Meleklerdi 4 adet çölde
Sonradan başladı bu meleklerin Putçuluk serüveni
Masum duygulara ses çıkarmayan iyilerin
Umursamazlığından şirk türemedi mi?
O henüz özgür bir KUL olmadan önce
Herkesin güvendiği bir emindi..
Önce Bedevi yollarını tanımıştı
Kuralları güç ve öç olan
Yerine Şehrin vahiy bulvarı bu
Hakla batılı ayıran ve sıratı kurulan
Ya bedeviyetin patikası kazanacak
Ya Medeniyetin sıratı hayra açılan
Ayet ayet Sure sure dokunan
Tevhit gömleğini giyecekti Mekke
Yusuf’un kana bulanmış arkadan yırtılan
Ama umutvar olan ve intikam almayan
Kardeşlerini ve Züleyhayı afla buluşturan
Yeni yine geldi o an.
Medineli Yahudilerdi ilk bunu anlayan
Ancak hakkı alaya alan…
Kim kaldıracak toprağı
Vahyin acımasızca üstüne atılan
Kim yazacak kasalara masalara sıralara Fatihayı
Taşıyarak Mezartaşlarından
Muvahhit hayata?
Kim anlardı ki yetimi en iyi
Yada çöle gömüleni
Bir yetim elbette o Mekkeli…
Abduhuyu Kainatın Efendisi boğdu
Rasulü Sultan boğdu
Miras bırakmayan ve olanı yetime veren
Bir Elçinin Sünnet mirası
Bir pipi derisi ve yalanmış tabaktı
Ondan geriye emin oluşu ve insanlığı değil
Bir kılı bir tüyü bir de abası kaldı
Ümmeti hala anlamadı kutsal olan emaneti
Sarık aba sopa eşya değil
Ümmetin yetimleri idi…
5.0
100% (2)